KORONA SALGININA FELSEFİ BİR BAKIŞ VE SORUNUN ÇÖZÜMÜ

 / MAKALELER-ŞİİRLER

KORONA SALGININA FELSEFİ BİR BAKIŞ VE SORUNUN ÇÖZÜMÜ

28.03.2020

Muhammet Yüksel ARKALI

Yazar/Düşünür

ÖZET

Aralık 2019 yılında Çin’de ortaya çıkan korona salgını, birkaç ay içinde bütün yeryüzüne yayılmış ve hızla yayılmaya devam etmektedir. İçinde yaşadığımız dünyanın kuzey ve güney yarımküresinde önlenemeyen bir ivme ile büyüyen bu salgın, insanların sağlığını ciddi bir şekilde tehdit etmekte ve girdiği coğrafyalarda ölümlere neden olmaktadır. Başta tıp dünyası olmak üzere bilim insanları, siyasetçiler ve bürokrasi bu soruna çareler ararken, ne yazık ki çaresiz kalmaktadır. Yarınların bu günleri aratacağı net bir gerçek olan bu salgın, en güçlü ekonomileri bile vurmakta, en güçlü insanlara bile musallat olmakta, ırk, din, dil, sosyal statü, zengin-fakir, renk ve coğrafya ayrımı yapmadan bütün medeniyetleri tehdit etmektedir. Yarınlara gelindiğinde insanın temel ihtiyacı olan maddelerde ciddi daralmaların yaşanacağı, insanların ruh sağlığının bozulacağı, uğrunda her şeyin yapılabildiği şeylerin değersiz hale geleceği açıktır.

GİRİŞ

Bütün dünya, bu salgından kurtulmanın yollarını aramaktadır. Bilim insanları korona virüsünü durdurmak ve yok etmek için ilaç ve aşı çalışmaları başta olmak üzere her türlü çabayı gösteriyor olmasına rağmen, bu güne kadar net bir çare üretebilmiş değildir. İlerleyen zaman içinde bir çare üretebilmek konusunda da oldukça karamsardır.

Bu makalenin yazılmasını gerekli kılan da bu durum olmuştur. Bu çalışmada insanlığın neden böyle bir sorun ile karşı karşıya kaldığı incelenecek ve bir teori ile insanlığın sadece korona salgınına değil, nesiller boyu kronikleşmiş birçok sorununun çözülmesine çalışılacaktır.

KORONA VİRÜSÜNÜN NEDENLERİ

Korona virüsünün çıkmasının sebepleri konusunda genel olarak iki ihtimal üzerinde durulmaktadır. Bunlardan birincisi, büyük bir nüfusa sahip Çin Halk Cumhuriyeti’nde, insanların gıda ihtiyacını karşılayabilmek için insan sağlığına zararlı olan nesnelerden ve çeşitli hayvanlardan yararlanmak istemiş olmalarıdır. Böylece bu virüs baş göstermiş ve bulaşıcılık özelliği ile hızla yayılmıştır.

İkincisi ise dünyayı yeniden şekillendirmek isteyen bir takım güçlerin bu virüsü laboratuvar ortamında hazırlayıp yeryüzüne yaymasıdır. Böylece dünyanın haritası yeniden çizilecek, kaynakları yeniden taksim edilecek, insanlığa yük olarak görülen bir takım insanlar da böylece ortadan kaldırılacaktır.

Çalışmaya esas teori ortaya konmadan şunu belirtmek faydalı olur. Yukarıda sözü edilen ihtimallerden hangisi doğru olursa olsun, insan aklı kısa sürede bu sorunu çözecektir. Birinci ihtimal doğruysa bilim insanları bu salgını önleyecek bir ilaç geliştirmeye yetkindir. Şayet ikinci ihtimal doğruysa, zaten bunu tasarlayanlar zamanı geldiğinde bu sorunu ortaya çıkardığı gibi durduracaktır. Bu çalışmada konuya farklı bir pencereden bakılacak ve salgın ile ilgili yukarıdaki iki ihtimalin dışında, olması daha güçlü bir tez üzerinde durulacaktır.

GİRİŞ

Çalışmanın en sonunda söylenecek sözü, açık seçik burada söylemekte ve altını kalın çizgilerle çizmekte fayda var:

“Bütün dünyayı etkileyen ve bir salgın halini alan korona virüsü, bütün kudretiyle alemlere hükmeden Allah’ın bir musibeti olabilir mi? Yaratıcı, insanlık tarihi boyunca yeryüzünde azgınlık etmiş ve bozgunculuk çıkarmış çeşitli kavimleri helak ettiği gibi, günümüz dünyasının suçlularını bu şekilde cezalandırıyor olabilir mi? Yeryüzünde bunca savaş, ölüm, kan, zulüm, haksızlık, vahşet, yoksulluk olduğu için her şeyin sahibi olan Allah, bu bozgunculuğa dur mu demek istedi? Bütün canlıların rızkını teminat altına alan Allah, verdiği nimetlerin adaletli paylaşılmamasına, helal-haram demeden bazılarının başkalarının haklarını yemesine artık dur mu diyecek?” Soruları çoğaltmak mümkün.

Bu soruların cevabının ‘Evet’ olma ihtimali yüksektir. Şayet sorulan soruların doğru cevabı ‘evet’ ise, insanlığın karşı karşıya kaldığı zor durumdan kurtulması için bir tek yol bulunmaktadır. O yol; din, dil, ırk, renk, makam, mevki, statü, zenginlik, yaş, coğrafya ayrımı yapmadan bütün bir insanlık olarak alemlerin Rabbi olan Allah’tan özür dilemektir. Bozgunculuk yapanlar, yapılan bozgunculuğa sessiz kalanlar ve bozgunculuğa maruz olanlar, hep birlikte af dilemelidir. Mülkün ve hükmün gerçek sahibi tarafından kabul edilecek böyle bir özür, insanlığı sadece korona virüsten kurtarmakla kalmaz, aynı zamanda insanlığın temel sorunlarının çözülmesinin de kapılarını açar. Böylece tüm insanların ortak vatanı olan dünya, insanlığa yakışır bir yerleşim yeri haline gelebilir.

AÇIKLAMALAR

“Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiç bir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta olmasın.” (En’am Suresi, 59) diyen Allah’ın, içinde yaşadığımız yeryüzü de dahil, bütün alemlere hükmeden varlığı görmezden gelinerek, yok sayılarak bu sorunun çözülmesi imkansızdır. Kendini; her şeyi bildiği, tüm sorunların üstesinden geleceği, hiçbir zaman mağlup edilemeyeceği yalanına inandıran günümüz insanlığı, bugün sahip olduğu zenginliği, varlığı, enerjiyi, bilgiyi ve gücü kendisi var etmiş gibi davranarak Yaratıcı’nın bunları bir deneme aracı olarak kendisine verdiğini aklına getirmemiştir. Bu yönüyle, mahzenlere kilitlediği zenginlikle böbürlenen Karun gibi bir yanılgıya düşmüş, mahzenlerin anahtarlarını taşısınlar diye bir bölük asker tutan Karun’dan farklı olarak serveti daha başka ve daha güvenli şekillerde saklama yolunu seçmiştir. Ülkelerini yöneten iktidar sahipleri, kendi halkını ve yakınını üstün görüp diğer halkları ötekileştirerek köle şeklinde kullanan çağdaş Firavunlar olma yolunda birbirleriyle yarışırken, alemlerin rabbinin buna sessiz kalacağı yanılgısına düşmüşlerdir.

İnsanlık, apaçık bir musibetle karşı karşıyadır. Bunu temel sebebi, “Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.” (Şura Suresi, 30) diyen Allah tarafından açık bir şekilde dile getirilmiştir. Bu gerçek ışığında, bugün insanlığın karşılaştığı musibetin kaynağı, insanın yapageldiklerinde aranmalıdır.

Korona virüs salgını baş göstermeden önce dünya ne haldeydi? İnsanlar ne için çalışıyor, ne yapmak istiyor, çeşitli sosyal, toplumsal, hukuksal ve ekonomik durumlar karşısında nasıl davranıyordu? İnsanın başına gelenler, onun kendi yaptıkları yüzünden olduğuna göre, insan ne yapmıştı?

Allah, yarattığı canlıları rızıklandırmak için her canlının yaşadığı coğrafyada onların ihtiyaçları doğrultusunda nimetler vermektedir. Kimi yerlerde insanlar toprakta yetiştirdiği ürünlerle rızıklarını temin eder, kimi yerlerde insanlar denizin ve okyanusun içindekilerle geçimlerini sağlayacak nimetlere kavuşur, kimi yerlerde toprağın altındaki çeşitli madenleri çıkararak ekonomilerini inşa ederler, kimi yerlerde petrol, doğalgaz gibi enerji kaynakları bir takım insanların geçim kaynağı olur, doğal kaynağın az ya da sınırlı olduğu kimi bölgelerde ise orada yaşayanlar keşifleriyle ya da icatlarıyla çeşitli varlıklara kavuşurlar. Sonuçta, insan nerede olursa olsun, onun rabbi olan Allah, kendisine inanmış olsun ya da inkar etsin hiçbir ayrım yapmadan, ihtiyacı olan nimetleri vermiştir, vermektedir. Ancak Karun gibi mal kazanıp bunu mahzenlere kilitleme aşkına kapılan insanlık; yiyemeyeceği, tüketemeyeceği, bitiremeyeceği ve ahiret yurduna da götüremeyeceği bir zenginlik sevdasıyla dünyada bozgunculuk çıkarmıştır. Asırlar boyunca kendi dilini konuşmayan, kendi dinine inanmayan, kendi renginde olmayan insanların yaşadıkları coğrafyalarda savaş çıkararak, kan dökerek, zulüm ederek dünyayı yaşanmaz hale getirmiştir. Güçlü olanlar güçsüz olanları ezmeyi çayırda gezmek gibi görmüş, onların ölmesini kurumuş yaprakların yere düşmesini seyreder gibi izlemiş, ellerinden tüm varlıklarını almayı gayri safi milli hasıla transferi gibi algılamış, bütün bunları yaparken ne yazık ki, kendini Karun gibi çok akıllı zannetmiştir. O gün Karun sarayıyla birlikte yerin dibine geçirilirken, bugün korona virüsünden kurtulmak için kapalı kapılar ardına saklanmak, kapısına en güçlü muhafızların bile dikildiği kalın duvarlarla çevrili kalelerde yaşamak kurtulmak için yeterli olmayacaktır.

İnsanlık tarihi, nice kavimlerin yaptıkları bozgunculuklar yüzünden helak edilmiş olmasıyla doludur. İnsanlığın ikinci babası sayılan Nuh peygamberin kavmi, tufan olayını ciddiye almamış, yerden su fışkırdıkça, gökten sel gibi yağmur yağdıkça bunu doğal bir olay gibi algılamıştır. Sonuçta helak olduklarında geride yaptıkları bozgunculuk dışında dünyada bir şey bırakmamışlardır.

Hud peygamberin kavmi Ad, peygamberi yalanlamalarının ve bozgunculuktan vazgeçmemelerinin bir cezası olarak Allah tarafından helak edilmeye karar verilince üzerlerine bir bulut gönderilmiş, onlar “Bu, bize yağmur getiren bir buluttur,” (Ahkaf Suresi, 24) demişlerdir. Oysa bu bulut, kısa bir sürede Ad kavmini yerle bir etmiştir.

Lut peygamber, kavmini her ne kadar yanlışları konusunda uyardıysa da onlar bu uyarıları dinlememiş, alaya almış ve yalanlamıştır. Sonuçta, “Şüphesiz biz de üzerlerine taşlar savuran bir rüzgar gönderdik. Yalnız Lut’un ailesi başka. Katımızdan bir nimet olarak bir seher vakti onları kurtardık. Şükredenleri işte böyle mükafatlandırırız.” (Kamer Suresi, 34-35) diyen ilahi mesaj ile bozguncuların sonlarının nasıl olduğu bildirilmektedir.

Gölge Günü’nde helak edilen Şuayb kavminin sonu da farklı olmamıştır. Tartıda hile yaparak haksız kazanç sağlamayı akıllılık zanneden Şuayb kavmi, korkunç bir sesle yurtlarında diz üstü çöke kalmışlar ve helak edilmişlerdir.

Salih peygamberin halkı olan Semud kavmi de insanlık tarihinde farklı bir iz bırakmamıştır. Onlar da peygamberi yalanlamış ve şiddetli bir sarsıntı ile yurtlarında yüz üstü çöke kalmışlardır.

Bu şekilde insanlık tarihinde nice helak edilişler yaşanmıştır. Helak edilen bütün topluluklar ve kavimler, helakları sırasında Allah’ı görmemiş, O’nun yarattığı tufanı, rüzgarı, depremi, fırtınayı, taşları, sıcağı vs. önceleri bir doğa olayı gibi algılamış, ama sonuç hiç de onların düşündüğü gibi olmamıştır.

Bunun bir tek istisnası vardır. Haklarında azap hükmü verilen kavimler helak edilirken Yunus kavmi helak edilmekten son anda kurtulmuştur. Kalabalık bir kavmin peygamberi olan Yunus, uzun yıllar kavmini doğruya çağırmış, ancak kendisine iki kişiden başka kimse inanmamıştır. Bunun ilahi bir sonucu olarak Allah tarafından helak edilmeleri hükme bağlanınca üzerlerine bir bulut gönderilmiş, bu bulutun olağan dışı olduğunu farkeden Yunus kavmi, Yunus peygambere inanmış ve hep birlikte Allah’tan af dilemiştir. Bu durum şu şekilde bildirilmektedir: “Şüphesiz, haklarında Rabbinin sözü (hükmü) gerçekleşmiş olanlar, kendilerine bütün mucizeler gelse bile, elem dolu azabı görünceye kadar inanmazlar. Yunus’un kavminden başka, keşke (azabı görmeden) iman edip, imanı kendisine fayda veren bir tek memleket halkı olsaydı! (Yunus’un kavmi) iman edince, dünya hayatında (sürüklenebilecekleri) rezillik azabını onlardan uzaklaştırmış ve onları belli bir zamana kadar yararlandırmıştık.” (Yunus Suresi, 96, 97, 98)

Açıkça görülmektedir ki; insan, yeryüzünde bozgunculuk yaparsa, dünyada kargaşalık çıkarırsa, adaletsiz bir düzen kurarak kimi insanlara yeryüzünü dar ederse, alemlerin rabbi tarafından bir süre sonra cezalandırılmaktadır. Türlü türlü canlı yaratan, çeşit çeşit bitki yaratan, farklı farklı nesneler var eden Allah, her türlü cezalandırma yöntemlerine de sahiptir. “Alemlerin rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.” (Tekvir Suresi, 29) diyerek kainatta O’nun dilemesinden başka hiç bir şeyin olamayacağını ilan etmektedir.

SONUÇ

Allah’ın dilemesi olmadıkça insanlar dileyemiyorsa, karşı karşıya kalınan sorunları doğal bir olay gibi karşılamayı bir tarafa bırakıp Yunus kavmi gibi sağduyulu davranarak Allah’tan bütün bir insanlık olarak özür dilemek, tek kurtuluş yolu olarak görülmelidir. Şu da unutulmamalıdır ki, tarih içerisinde Allah iyi kullarını nasıl helak edilmekten kurtarmışsa, şimdi de korona virüsünden kurtarabilir. Nuh peygamber, gemiyi iyiler için inşa etmişti ve tufandan sadece gemiye binen iyiler kurtulmuştu. Kendilerini akıllı zanneden, yaptıklarının doğru olduğu yanılgısına düşen, sahip oldukları ekonomik ve toplumsal güce dayanarak yıkılmayacağını öngörenler gerilerinde kötü bir iz bırakarak dünya sahnesinden çekilmek durumunda kalmışlardır. “Andolsun, Zikir’den (Tevrat’tan) sonra Zebûr’da da, “Yere muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır” diye yazmıştık.” (Enbiya Suresi, 105) diye müjdelenen günün, her güneş doğmasında biraz daha yaklaşmakta olduğu görülmeli ve tüm insanlık; yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaktan, kan dökmekten, kimilerini haksız yere yurtlarından çıkarmaktan, gayri safi milli hasıla transferi etmekten, yapılan zulümler karşısında sessiz kalmaktan, kendi kavmini ve yakınını üstün tutup diğerlerini aşağı görmekten, mahzenlere mal yığmaktan, helal-haram demeden ne elde ederse yemekten, adaletsizlikten, ahlaksızlıktan, bencillikten, kibirden, büyüklük taslamaktan kurtularak, yeryüzünü, içinde yaşayan bütün canlıların ortak vatanı olduğunu kabul etmesi kurtuluşun en büyük adımı olacaktır. Bütün dünyayı saran korona salgınını, doğal bir olaymış gibi görme yanılgısından uzaklaşarak her düşen yapraktan bile haberdar olan Allah’ın bu virüs ile bir ilgisinin olmadığı gafletine ve kibrine kapılmadan hareket etmek, mutlak bir çözümün başlangıç noktası olacaktır. Bu doğrultuda, en masum insan bile suçluluk duygusuyla hareket etmeli, din, dil, renk, ırk, makam, mevki, statü, servet, zenginlik, coğrafya ayrımı yapmadan bütün bir insanlık olarak alemlerin rabbinden özür dilemelidir. Ve salgın ortadan kalkarsa, önceki yanlışlar yapılmadan dünyanın insan onuruna yakışır bir yerleşim yeri olması için herkes üzerine düşeni yapmalıdır. Bu salgını bu şekilde bir fırsata çevirecek insanlık, böylece yeryüzündeki bozgunculuğun, haksızlığın, kan dökmenin ve birçok kötülüğün ortadan kalmasını sağlayabilecektir. Topraktan yaratılmış insanı, bütün kötülük tohumlarını ekebileceği birer tarla olarak gören şeytanın saltanatına son vermek, insanlığın kendi elindedir.

 Okunma Sayısı : 643         29 Mart 2020

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 41946

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.