Ya bizde olsaydı?

BASINDA DE-VA / BASINDAN SEÇMELER

Yazarlar

 AHMET KURUCAN

a.kurucan@zaman.com.tr Yorumlar

Ya bizde olsaydı?

 

GÜNÜN YAZILARI

Terörle mücadelede yeni dönem
HAMDULLAH ÖZTÜRK
Türkiye'nin zaferi ve ilk duruşma
MUSTAFA ÜNAL
Ergenekon gerginliği
MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE
Böyle günah olmaz
AHMET SELİM
Merkantilizm, Talan ve 'Deniz Feneri'
HİLMİ YAVUZ
14 Ekim 1956
SELİM İLERİ
Hayırlı olsun
FİKRET ERTAN
Ucu açık ağlar
MELİH ARAT
Yabancı yatırımcı fiyata bakmadan sattı
SELİM IŞIKLAR
Zevahiri Semih kurtardı
ZEKİ ÇOL
Uyuyan 'Bahçe'yi Semih uyandırdı
HAYRİ BEŞER
Kaderin garip cilveleri
ABDULLAH AYMAZ
İstanbul'un tramvayları dan dan!
ELİF ŞAFAK
Sarışın!
A. TURAN ALKAN
İşte Zübeyde Hanım'ın kayıp mezar taşı
MUSTAFA ARMAĞAN
Ten yolcusu, can yolcusu şiir
A. ALİ URAL
Bir ömürlük misafir Erkan Oğur
M. HALDUN DURSUNOĞLU
Ne kadarsan, o 'kader'sin!
SENAİ DEMİRCİ
P.V=n.R.T: Paran varsa ne rahat!
NURETTİN ÖZDOĞAN
emsilciler Meclisi Finansal Komite başkanı Barney Frank "İki gün boyunca benim dinî bayramım; ça-lı-şa-mam. Ama arkadaşlarım çalışmaya devam edecekler." dedi. Böylesi önemli bir problem ve eşik karşısında yapılan bu tercihi basın küçük bir haberle kamuoyuna duyurdu. Konuyu ne manşetlerine taşıdı, ne de hakkında ileri-geri sözlerle yorumlar yaptı. Hiç kimse "Yahu ülke batıyor, sen neden bahsediyorsun?" demedi.

ABD başkanlık seçimlerine çok az bir süre kala kaleme aldığım bu yazıda amacım sizlere kamuoyuna yansıyan yönü itibarıyla seçimde dinin ve dinî konuların rolünü anlatmak olacaktı. Ama bütün dünyayı etkisi altına alan ABD merkezli ekonomik kriz, her şeyi olduğu gibi benim aylar öncesinden tasarladığım bu yazı konusunu alt-üst etti. Pekala bu yazıda neye değineceğiz? Bahsini ettiğimiz bu fiilî durumu esas alan ama son tahlilde ucu yine dine uzanan ve çoklarınızın şaşıracağını zannettiğim bir vakıayı size anlatmaya çalışacağım. Yorum yapmayacağım; yorumu size bırakacağım. Bunun için hadiseleri önce hayal dünyanız, sonra gerçek âlemde takibi adına dile getirecek ve peşi sıra bazı sorularla yorum yapmanızı sağlamış olacağım. Yazının sonunda da Ramazan başında yaşadığım bir hatıra ile dinî değerleri ciddiyete alma mevzuunda yerimizi tesbit için sizleri vicdan muhasebesine davet edeceğim.

Şöyle düşünün; öyle bir ülkede yaşıyorsunuz ki ihtimal 100 yıllık -fazlası var eksiği yok- maziye sahip ekonomik sistemin, o sistemin yöneticilerinin öngöremediği, şu ya da bu, haklı veya haksız sebeplerle sebebiyet verdiği gelişmeler nedeniyle ekonomik alanda çok büyük bir sıkıntı ile karşı karşıyasınız. Kaos kelimesi bu sıkıntıyı ve sıkıntının büyüklüğünü anlatmaya yetmez. Öyle ki savaş zamanlarında bile yaşanmamış bir ortam. Kimse önünü göremiyor. Yarın ne olacağını kestiremiyor. Bunu önlemek adına yapılan toplantılar, verilen kararlar, kararların uygulamaya geçilmesi çözüm getirmiyor, piyasalardaki fırtınanın dinmesini sağlamıyor. Sistemin iflası mı? İhtimal. Kesin bir şey söylemek şimdiden zor ama yara çok büyük. Pansuman tedbirlerle geçecek gibi değil. Dünya genelinde sahip olduğunuz konum itibarıyla sizde yaşanan bu kriz, bu çöküş bütün dünya ülkelerini az veya çok etkiliyor. Piyasalar allak-bullak. Ekonomik alanda yaşanan çöküşün sosyal alana yansımaları henüz görülmüyor; uzmanlar bu konuda ağızlarını açmak istemiyorlar. Neden? "Dua olur diye korkuyorlar." diyelim isterseniz.

Tam bu aşamada hükümetiniz bir paket üzerinde çalışıyor ve 700 milyar dolarlık bütçeden yardım önerisini Millet Meclisi'ne sunuyor. Yapılan hesaplamalara göre bu sıcak para piyasaya sunulduğu takdirde kriz hızını kesecek, piyasalarda toparlanma başlayacak, halka ümit ve güven gelecek vs. vs. Ama ne çare ki paket 23 oy farkla reddoluyor. Bu defa bütün dünya piyasaları bir deprem daha yaşıyor. Artçı şok değil, ana depremin ta kendisini hem de. Paketin reddinden sonra bir günde kaybedilen para, pakette önerilen miktardan daha fazla; 1,2 trilyon dolar.

Ve siz bu ülkenin Millet Meclisi'nde bir üye aynı zamanda "finansal servis komitesi"nin başındaşınız. Paketin reddinden sonra heyetinizi toplayıp ne yapabilirizi yeniden düşünmek, göz göre göre batmaya yüz tutan geminize yeni rotalar çizmek zorundasınız. Zorundasınız ama öyle bir ikilemle karşı karşıyasınız ki... Nedir o ikilem? Tam bu hadisenin gerçekleştiği günün sonrası sizin iki gün boyunca devam edecek dinî bayram günlerinize rastlıyor. O günleri size bayram diyen dininiz, o günlerde dünya işinde çalışmamanızı emrediyor. Dua edebilirsiniz ama çalışamazsınız; ailenizle birlikte hoşça vakit geçirebilirsiniz, hatta geçirmelisiniz ama çalışamazsınız; sportif faaliyetlerde bulunabilirsiniz ama çalışamazsınız diyor. Anlaşıldı sanırım. Olayın cereyan ettiği ülke, ABD. Millet Meclisi, 435 üyeli ABD Temsilciler Meclisi. İkilem içinde kalan kişi finansal komite başkanı 1981'den beri Massachusetts eyaletinin Demokrat milletvekili Barney Frank. Bayram ise Yahudilerin Rosh Haşhanah dedikleri yılbaşı bayramı. Türkçede buna Ros Aşana deniyor. Bu durum karışısında Barney ne yapıyor? Ben yukarıda ikilem dedim de, aslında açıklamalarına, katiyet ve kesinlik ifade eden üslubuna bakınca hiç öyle ikilem yaşamamış Barney. "İki gün boyunca benim dinî bayramım; ça-lı-şa-mam. Ama arkadaşlarım -Yahudi olmayan veya Yahudi olsa da benim ölçümde dindar olmayan demek istiyor Barney (AK)- çalışmaya devam edecekler."

Hayat-memat meselesi diye adlandırabileceğiniz ülkenin yüz yüze olduğu böylesi önemli bir problem ve eşik karşısında yapılan bu tercihi basın küçük bir haberle kamuoyuna duyurdu. Konuyu ne manşetlerine taşıdı, ne de hakkında ileri-geri sözlerle yorumlar yaptı. Hiç kimse "Yahu ülke batıyor, sen neden bahsediyorsun?" demedi.

Yorumlarınıza zemin hazırlayacak sorular demiştim. Aslında sorulara bile gerek yok ama söz verdiğim için sorayım; yazının başlığına çektiğim cümle ile bu durum "Ya bizde olsaydı?" Böylesi bir hadise Ramazan veya Kurban Bayramı'na rastlasaydı, İslam'ın dinî bayramlarında böyle bir zorunluluk olmamasına rağmen Meclis finans komitesi başkanı milletvekilimiz Barney gibi "ça-lı-şa-mam" deseydi, ne olurdu? Bizim basın, ABD basını gibi susmayı mı tercih eder, din özgürlüğünün bir parçası bu deyip saygı mı gösterirdi? Yoksa...

Ramazan başında yaşadığım hadise ile yazıyı tamamlayalım; Ramazan'ın ilk günü bir telefon aldım. Ahizenin diğer ucundaki zat bana "Ramazan Bayramı'nda dininiz size oy kullanma izni veriyor mu?" diye bir soru soruyordu. Ne soru soranı tanıyordum, ne de soruda kasdedilen manayı anlamıştım. Şaşırdım kaldım. "Kimsiniz?" dedim. Bir Yahudi sinegogunda görevli haham olduğunu ifade etti. "Ne kasdediyorsunuz bu soru ile?" dedim. Yahudilerin yılbaşısı, Ramazan Bayramı ile aynı günlere rastlıyormuş bu sene. Bu ortak bayram gününde sinagogun da üye olduğu bir organizasyonun başkanlık seçimleri varmış. O gün Yahudilere tatil, dolayısıyla çalışmak harammış. Müslüman dernekler de bu organizasyona üye imiş. Eğer Ramazan Bayramı ile çakışan o günde bizim dinimize göre de çalışmak haram ise seçim gününü değiştirmek için ilgili kuruma müracaatta bulunacakmış. İnternetten araştırma yaparak bulduğu bizim kurumdan öğrenmek istediği buymuş.

Şimdi gerek Barney, gerekse telefonda konuştuğumuz hahamı bu kadar duyarlı ve tavizsiz yapan Roş Aşana'nın mahiyeti hakkında iki cümle edelim. Yahudilerde dinî bayramlar neşe, coşku ve eğlence ile kutlanmaz. Roş Aşana ve on gün sonra gelen Yom Kippur onların inanışına göre bir yıllık muhasebenin yapılacağı, pişmanlıkların yaşanacağı, tevbe ve istiğfarların edileceği günlerdir. Bu açıdan Roş Aşana ve Yom Kippur ciddiyetle kutlanmalıdır.

Ne dersiniz? Biz kendi dinî bayramlarımızı bu ciddiyette kutluyor muyuz acaba? Vicdanlarımızın sesine kulak verelim ve ulaştığımız neticeyi kimselere söylemeyelim. Gereğini yapalım yeter. Çünkü zaman söz değil, fiil zamanı.

 

 Okunma Sayısı : 486         19 Ekim 2008

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 472423

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.