Tabulaştırdıklarımız Kul Olmamızı Engelliyor (mu ?)

BASINDA DE-VA / BASINDAN SEÇMELER

 
  Tabulaştırdıklarımız Kul Olmamızı Engelliyor (mu?)
 
Ayşe Sucu
aysesucu@turktime.com

Abd/kul kelimesi Kur’ân’ın anahtar kavramlarından biridir.


Ünlü dil bilimci Rağıp el-İsfehani, kul olmayı iki kümede topluyor: Yaratıcıya kul olanlar; dünyaya (paraya, makama, maddeye) kul olanlar…


Kur’an’î yaklaşımda insan dâhil canlı/cansız her varlık/eşya Allah’ın kulu…


Buradan hareketle “kulluk” “yaratılmış” olmaklık ile mütaala edilebilir. Yaratılmış olmak, Yaratıcıyı iradî olarak yani akıl ederek değil, fıtratları gereği kabul etmeyi gerektirir.


Bu teslimiyeti, insan hariç, bütün varlıkta görüyoruz.


İnsan ise çatışmanın ürünüdür. Bu çatışma onu değerli kılıyor. Akıl ederek, düşünerek inanıyor ve iradi/istençli tabii oluyor. Dolayısıyla Allah’a kulluğu, tutsaklık anlamına değil, kendisini ifade etmesinin yeri haline geliyor


Yeryüzüne “halife“payesiyle gönderilmiş insan “emânetin” taşıyıcılığını yüklenmiş. “Emânet“manevi değerlerin bütünü..Ya bu sorumluluğunun idraki ile yaşayacak ya da  kendini veya kendine verileni unutacak.Kur’an insanın unutkan olduğuna da dikkat çekiyor..


Özgürlük,sorumluluk,akıl,irade ,bunlardan müteşekkil  insan..Bu özellikler hiçbir varlığa verilmemiş… İnsanı insan yapan, değerli kılan tam da bu özellikleri…


……….


“…göklerde ve yerde var olan her şey (ve herkes) isteyerek yahut zorunlu olarak, Allah’ın önünde eğilirler” (Rad/15)


İsteyerek secde edenler, melekler ve müminler… Peki, “zorunlu” olarak yaratıcıya eğilenler kimler?


Ona inanmayanlar,istemeseler de, bir yaratık olarak, fiziksel ve toplumsal ilke ve yasalar (fizik ötesini de dâhil edebiliriz)bakımından, farkında bile olmadan büyük iradeye boyun eğmek zorunda olanlar...Farkında olan talep ediyor..Kul olmak istiyor..


Öyle ya da böyle, inansın ya da inanmasın yaratıcının muhatabı/kulu insan..


…………..


Kulluk; acziyet makamı… Kabul etmeme gibi bir lüksü yok insanın. Yani inkârı kulluğun, kul oluşunu değiştirmiyor.


Tam tersine değişim “kul” olmanın farkına varmakla başlıyor. Farkındalık bilinci, kulluk makamının kapılarını aralıyor. Öyle makam ve mertebeler ki, seçilmiş insanlar  olan  Peygambeler de o makamın  içinde, en fevkinde ise Hz. Peygamber..


Hz. Mevlana’yı coşkuyla şu sözleri söyleten de yine bu yüksek bilinç:


“kul oldum, kul oldum, kul oldum! Ben sana hizmette iki büklüm oldum, her köle âzad edilince sevinir. İlahi, ben ise sadece Sana kul oldum diye seviniyorum”


İnsan sonsuzluk varlığı..Kulluk,içimizdeki sonsuzluğu keşfetmek ve ebedî olana yönelmekle başlıyor.


Bunu başarmak için, öncelikle bağımlılıklarımızı fark etmemiz gerekiyor. Aslında her farkındalık, bir tutsaklığı çözüyor. Her açılan kapı, bir özgürlüğü sunuyor. Kısaca söylemek gerekirse, sonsuzluğu yakalamak kul olmaktan geçiyor.


………..


Ya bu günkü hâli pür melâlimiz,


Yaşadığımız İslam’da  “kulluk” bilincini oluşturabildik mi, sorusu en temel sorunsalımız gibi duruyor.


Acziyetini fark eden kulun, kendi gibi aciz olan varlığa/eşyaya bağımlılığı acziyet değil midir?


Dünyada bırakacağı ya da bırakılacağı varlık için değiştikleri düşünülürse neleri feda etmektedir?


Tabulaştırılan makamlar, mevkiler


Olan bitenler karşısında vurdumduymazlık,


Menfaatler uğruna zayıflayan, yok olan şahsiyetler,


Emeksiz, zahmetsiz elde edilenler,


Para, makam, şan, şöhret uğruna terk edilen tüm değerler!


Nelere kul olduğumuzu göstermiyor mu?


Bu yazı 7011 defa okunmuştur.

 Okunma Sayısı : 394         05 Ocak 2009

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 726857

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.