İnsana Verilen Emanet: Akıl

BASINDA DE-VA / BASINDAN SEÇMELER

 
  İnsana Verilen Emanet: Akıl
 
Ayşe Sucu
aysesucu@turktime.com

Huzursuzluk, tatminsizlik, güvensizlik, ümitsizlik gibi hallerin, tam inanmış bir kalbe yerleşmesi mümkün değildir. Çünkü iman, otağını kurduğu vakit, sahibine, kendi anlam dünyasını yeniden oluşturmasına imkân veriyor.


Mümin ve iman kelimeleri “emn” kökünden geliyor. Emn sözcüğü; nefsin itminana kavuşması, (emin olması), korkunun ortadan kalkması demektir…


Dolayısıyla inanan insan, yani mümin,iman ederek kendisini emniyete alıyor..Aynı zamanda kendinden emin de olunuyor.Yani, hem güvenen, hem de güvenilen insana deniliyor mümin…


Bu iki uçlu işleyiş, Yaratanı ile kulu arasında da gerçekleşiyor. Yüce Allah, sonsuz ümitler verdiği  kuluna, güveniyor  aynı zamanda..


Müminin bir başka anlamı ise, kendisine emanet verilen kimsedir…


“Nedir” emanet” peki?


Bir görüşe göre “adalet” ,


Diğer bir görüşe göre “alfabe harfleri “ ,


Bir başka görüşe göre ise “akıl” …


Ama şu var ki değerli okurlar, sonuncusu yani akıl daha isabetli daha doğru gözüküyor…


Ayrıca sahih görüş budur diyenler çoğunlukta, İslam alimleri arasında...


Çünkü akıl olmasa, tevhit anlaşılabilir mi?


Harfler öğrenilebilir mi?


“Adalet” araştırılabilir, anlaşılabilir, gerçekleştirilmeye çalışılabilir mi?


Çok daha genel anlamda, insanın gücü dâhilindeki her şey, akıl yetisi ile anlaşılıyor, öğreniliyor ve yine onun aracılığıyla eyleme dönüştürülebiliyor.


İyi ya da kötünün, doğru ya da yanlışın ayırımını yine onunla yapabiliyor insan!


Beşerin diğer canlılardan üstünlüğünün göstergesi,  düşünmek olduğu vurgulanıyor;  Yüce Rabbimiz tarafından İlahi Öğretide…


Rahman suresinde, ilk ayetlerde:


“O insanı yarattı… Ona açık ve berrak şekilde “düşünmeyi, konuşmayıöğretti.” buyruluyor.


Düşünmek de, konuşmak da zihinsel bir faaliyettir.


Aynı zamanda “insanî” bir eylemdir:


“…yoksa sen onlardan çoğunun dinlediklerini ve akıllarını kullandıklarını mı sanıyorsun? Hayır, hayır, koyun sürüsü gibidir onlar, doğru yoldan hiç mi hiç haberleri yok!”


Nasıl oluyor da insan,  diğer insanlar tarafından, elbette bir çaba sonucu ortaya konulan, zihnî, fikrî ürünlerin arasından birini! tercih yaparken, aklını kullandığının farkına varamıyor? Suçladığı, yaftaladığı insanların da (tıpkı kendileri gibi)tercih haklarını kullandıklarını düşünemiyor?


Eğer taklidi değil ise, araştırarak (tahkik ederek) elde ettiği bilgilerin, 14 asırdan bu yana Peygamberimizin öğretilerinin, yapılan içtihatların bize “insan” vasıtası ile ulaştığını düşünemiyor?


Kendi görüşünün tek doğru olduğunu dayatanlar, her ne kadar “aklın” karşısında olsalar da, bir düşünen aklın! verilerinden hareketle tezlerini savunmaktalar! Bunun neden farkına varmazlar?


Unutmayalım ki, düşünme çilesini çekmeyenleri  hep birileri yönetirler, yönlendirirler, sevk ve idare ederler.Tarih boyu da hep böyle olagelmiştir Yüce Yaratı’cının düşünmeyenler için uyarısı ise oldukça manidardır:


“…sağırdırlar, dilsizdirler ve kördürler… Zira akıllarını kullanmazlar! “

 Okunma Sayısı : 433         13 Mayıs 2009

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 201559

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.