İNSAN SEVGİSİ

BASINDA DE-VA / BASINDAN SEÇMELER

                  İNSAN SEVGİSİ

 

 

                                                        Prof. Dr. Hayrani Altıntaş

 

 

 

İslam Düşünce sistemi Güzel Adlara sahip gerçekten güzel bir Yaratıcı’dan söz eder. Bahse konu Adlar, “Esmâü’l-Hüsna(Güzel Adlar)” olarak  Kur’an-ı Kerim’de belirtilir.  Kendisi güzel olan bir varlığın düşüncesi de mutlaka güzeldir. Güzel düşüncenin mahsulü olan fiiller de aynı şekilde güzeldir. Oluş düzeninde müşahede edilen kötülükler,  bu kötülükleri isteyenin isteği doğrultusunda yaratılmıştır.

Yüce Allah’ın VEDÛD sıfatı vardır. Hûd, 90 ve Büruc, 14. âyeti kerimelerde geçen  bu sıfat, sevilmeye en çok layık olan, en çok seven anlamına gelmektedir.             

----Temaşa edilmek isteği (Küntü kenzen……)

-Yaratılışta bir güzellik vardır. Bu güzellik, ölçü kavramıyla ifade edilmektedir. Biyoloji, Tıp, Fizik, Kimya ve benzeri bütün Fen Bilimleri , ölçülü yaratılmış olmayı, dolayısıyla estetik açıdan bir güzellik taşımayı anlatıyorlar. Bu da, felsefi açıdan güzel bir düşüncenin oluş planında gerçekleşmesi olarak kabul ediliyor. Yukarıda da ifade edildiği gibi, oluştaki ölçü, her şeyin bir güzellik içinde yaratılmış olduğunu gözler önüne sermektedir.   Kur’anî ifade, “..kaddarahu takdiren..” şeklindedir.  Esasen yüce Yaratıcı’nın, kendisini,  Ahsenü’l-Hâlıkın..” tarzında ifadelendirmesi, bu güzel ve ölçülü yaratılışın fizik dünyadaki güzelliğini açıkça bahis konusu etmektedir.

Şüphesiz insanın görevi, yaratılış düzenindeki bu güzelliğe iştirak etme olacaktır. Yani insan, güzellikler dünyasında hem fizik hem de psişik açıdan güzel eylemlerde bulunacaktır.

Varlık ve Değeri

Bu çerçeve içerisinde dikkat edilmesi gereken diğer bir husus, ölçülü veya güzel yaratılmış olmak hasebiyle varlığın bir değer kazandığının belirlenmiş olmasıdır. O zaman karşımıza varlık ve değer meselesi çıkmaktadır.  Kur’anî düşünce, Peygamberî gelenek , Felsefe ve Ahlak, Etik ve Estetik , varlığın değerini açıklamış durumdadırlar.

Varlığın değeri bizim o varlık hakkında sahip olduğumuz bilgi ile orantılıdır. Bir varlığı ne kadar çok iyi tanıyorsak bizim gözümüzde onun değeri o nispette çoktur. Öyle ise bizim için varlığın değeri veya kıymeti onun hakkındaki bilgimize bağlı olarak ortaya çıkmaktadır.

Değer verdiğimiz varlıklar da, bizim sevdiğimiz nesnelerdir. Bizim için bir kıymet hükmü ifade eden varlıklardan hoşlanır, onları varlıkları severiz.

Bu manada insanın değeri nedir?

İnsan ve Değeri

Çok iyi bilinen bir gerçektir ki, insan en son yaratılmış varlıktır. Yani kendisinden önce yaratılanlar onun emrine verilmiştir. Bu husus, insanın önemini ve değerini göstermektedir. O halde insan, yüce Allah için bir değere sahiptir.

Ama en değerli insan yüce Allah’ın emirlerine en çok uyan insandır. Bu insanın da, Sevgili Peygamberimiz olduğu muhakkaktır. Çünkü en güzel ahlaka sahip olan,dolayısıyla da sevilmeye layık olan o mübarek zattır.

İnsanlar yakinen tanıdıkları bu sebeple de değer verdikleri varlıkları severler. Hiç tanımadıkları bir kişiyi sevemezler. O kişi kendileri için bir değer kazandıktan sonra sevimli hale gelir. Öyle ise sevgi, varlık hakkında sahip olduğumuz bilgi ve bu bilginin ortaya çıkardığı değerle alakalıdır.

İnsan. yaratılmış nesne olarak değerli bir varlıktır. Bakara, 34. âyet  buna işaret eder.

Yüce Allah insanı değerli ve üstün bir varlık olarak telakki ettiğine göre, diğer insanların da ona aynı değeri vermeleri gerekir.

Tin suresinde belirtildiği gibi, insan en güzel şekilde, yani iyilikleri ve güzellikleri alabilecek şekilde yaratılmıştır. O halde insanın değerli varlık olabilmesi için Kur’an-ı Kerim’in belirttiği iyilik ve güzellikleri ona vermek gerekir. Bu hal, bütün insanlara bir görev ve sorumluluk yüklenmektedir. Görev, bir mecburiyettir. Böylece insanın kendisinden sonra gelenlere ve çevresindekilere iyilik ve güzellikleri göstermesi, bunları benimsemesine yardımcı olması, bir başka ifade ile, iyilik ve  güzellikler hususunda insana örnek olması gerekmektedir Bu tarzda insanın ahlaki bir değere sahip olması temin edilmiş olacaktır. Ahlaki değer insan için bahis mevzuudur.

İnsanın ahlaki değer kazanması hususunda eğitilmemesi ve kendisine güzel örnek olunmaması durumunda görev yerine getirilmemiş olur.

Şunu unutmamak gerekir ki, yüce Allah’ın değer verdiği bir varlığa insanlarda değer vermek zorundadırlar.  Yani yüce Allah insanı sevmiştir, kullar da bu sevgiye iştirak etmelidirler.

İnsanı değerli kılma, bir emaneti yüce Allah’tan aldığımız tarzda tekrar O’na aynı şekilde göndermek demektir. Bununla şunu demek istiyoruz. İnsan, en güzel şekilde yaratılmış olarak, anne ve babaya, topluma ve devlete bir emanet olarak gönderilmiştir. Bu emanet, belli bir vakitte geri alınacaktır. O zaman, insanlara düşen görev, bu emaneti yüce Allah’tan geldiği şekilde muhafaza etmek ve sahibine geri vermek  yükümlülüğüdür.

Bahse konu olan yükümlülük, insan için en iyi şartların temin edilmesini ifade eder. Eğer insanın yüce Allah’tan gelen bir emanet olduğu kabul ediliyorsa onu sevmek mecburiyeti vardır.  Zira  Mâide  suresinin 54. âyetinde belirtildiği veçhile “yüce Allah’ı ve O’nun fiillerini sevmek”  yükümlülüğü vardır. O’nun yaratılış düzeni sevgi üzerine kurulduğundan yarattıklarını sevmek lazımdır. Sevgisiz hayat, kuru ve anlamsızdır. Bu sebeple Mevlana, “sevgisiz gönül yok olsun daha iyidir” der.

İnsanın görevi yüce Allah’ı sevmek olduğu kadar O’nun buyruklarının tebliğcisi Hz. Muhammed (s.a.v.) da sevmektir. O’nun Peygamberini sevmek, Peygamberin yaşadığı tarzda yaşamak, düşünmek ve davranışlarda bulunmaktır. Çünkü sevgi, kişiyi, sevgiyi göstermeye sevk eden davranışlarda bulunmaya yönelten bir duygudur. Bundan dolayı Sevgili Peygamberimiz, “Beni canınızdan çok sevmedikçe Allah’ı sevmiş olmazsınız” buyurmuştur. Aynı şekilde, “İman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız.” buyurmuştur. Âli İmrân suresinin 31. âyeti, " Ey Muhammed, de ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah'ta sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın..."diyerek Peygamberi takibi şart koşar. Burada ifade edilmek istenen, Peygamberin hareketlerine uygun davranışlardır.

Diğer taraftan, Kur’an-ı Kerim, hayatın değerinin bütün yönleriyle bilinmesini emir buyurmaktadır.

-İnsan nereden gelmiştir?

-Nereye gitmektedir?

                        -Niçin gelmiştir veya gayesi nedir?

 

Bu sorulara verilecek cevaplar, Kur’an-ı Kerim tarafından belirtilerek insanın bu çerçevede hareket etmesi tavsiye edilmiştir. Bu cevaplar içinde, “insan sevgisi” geniş bir yer işgal eder. Kur’an bir çok yerde insanın üstünlüğünü ifade eder. Tin 4. âyette, insan, ahsen-i takvimde yani düzgün bir şekilde, en güzel şeklin, mükemmel bir mizacın ve çeşitli duyguların sahibi olarak yaratıldığı iade buyrulur. Allah (c.c.), melekleri, yarattığı kuluna yani insana secde ettirir. İnsana  kendinden ruhundan üflemiştir.(İsra,61) İnsanın şanını, şerefini yüceltir, güzel rızıklarla onu diğer yaratıklardan üstün tutar. İnsan, Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. Göklere, yere, dağlara teklif edilen emaneti insan yüklenmiştir(Ahzab,72). İnsan, yüce Allah’a kul olmak ve O’nun emirlerine göre yaşamak ve onları uygulamak üzere verdiği sözü yerine getirme sorumluluğunu taşır. Ve nihayet yüce Allah’a ibadet etmekle yükümlüdür(Zariyat,56).

İnsan , Âdem’in çocukları olan kardeşlerini sevmek zorundadır.Yüreği sevgi dolu Peygamberimiz(s.a.s) de : “Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine yakınlıkta, şefkat gösterip birbirlerini koruyup kollamada bir vücut gibidirler. Vücudun herhangi bir yerinde bir rahatsızlık olduğunda; bunu, vücudun tüm uzuvları hisseder.”[4

Sevgi kardeşliği teessüs eder. Mevlana'nın ifadesiyle “sevgi; acıyı tatlıya, bakırı altına, hastalığı şifaya, zindanı saraya, belayı nimete ve kahrı rahmete dönüştürür.” İnsanı hayata bağlayan zincirin en güçlü halkası ve insanı yaratanına ulaştıracak en sağlam merdiven de yine sevgidir.

İnsanlar arasında olması gereken dostlukların azalması, ona bağlı olarak da kin, öfke, hiddet ve düşmanlıkların artması, sevgi eksikliğinden kaynaklanır. Yanlış düşünce ve davranışların, pek çok kötülüğün sebebi yine sevgi eksikliğidir. Halbuki sevgi, öfkeki sükûnete, düşmanlığı kardeşliğe dönüştürür.

 Unutulmaması gereken bir husus da şudur: Müminler herkesi sever. Barka suresinin 83 âyeti bu hususu vurgular:

Ey iman edenler! Siz öyle kimselersiniz ki, inanmayanlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz.” Yüce Allah’a iman, gönlü yumuşatır, sevgi ile doldurur, hesap verme şuuruna ulaştırarak kardeşliğe sevk eder.

Eşleri ,anne ve babaları sevme hususunda Kur’an-ı Kerim’in emirleri dikkat çekicidir.

: ... Size kendi cinsinizden kendilerine ısınacağınız eşler yaratmış, aranıza sevgi ve merhamet vermiştir”
(Rum,21). “Allah'ın iyi kulları şöyle yakarırlar: "Rabbimiz, bize gözümüzü aydınlatacak eşler bağışla..."(Furkan,74)



İsra suresinin 23 ve 24. âyetleri bu sevgiyi şöyle açıklar:”Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza çok iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine " of " bile deme, onları azarlama, ikisine de güzel söz söyle. İkisine de acıyarak, alçak gönüllü olmanın kanatlarını onlar için indir ve şöyle dua et : " Rabbim, küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi sen de onlara öyle sevgi ve şefkat göster”.

Bütün bu âyeti Kerimeler ve daha niceleri göstermektedir ki. İnsan sevgisi, “Philantrophie”, “alturisme(diğergamlık)” adı altında Batı düşüncesinde ortaya çıkmadan önce cihanşumül bir tarzda, ilahi vahiyde ifade bulmuştur.

İnsan sevgisi, sadece, bir devlet ve millet içinde yaşayan kişileri birbirine bağlayan ahlaki bir mecburiyet değil, fakat bunun ötesinde, bağları nazari itibare almaksızın yaratanın var ettiği bir varlığa karşı duyulan bir sevgidir.

İnsanın mutluluğu, kişinin iç dünyasındaki ahenge bağlıdır. Eğer kişide, iç huzuru denilen duygu ve düşüncelerin uyumu varsa o takdirde insan mutludur. Sözü edilen bu iç huzur, her şeye ve herkese hakkını veren bir adalet anlayışı yani sevgi ile mümkün olur.  Böyle bir sevgi, eşitlik, hürriyet ve adalet ilkelerinin en yaygın tarzda tatbik edilmesiyle vücut bulur.  Bu kuralların uygulanması, müminin tahakkuk ettirmekle sorumlu bulunduğu iyiliği ikame yani yerleştirme görevini temin eder.

Şu hususu tebarüz ettirmede büyük fayda vardır ki, Kur’an-ı Kerim’in bildirdiği, Sevgili Peygamberimiz Muhammed(s.a.v.)’in şahsiyeti ile tebellür ettirdiği ahlakî emirler, sevgi ürünü davranışları ifade ederler. Bundan dolayıdır ki, Sevgili Peygamberimiz yukarıda zikredilen hadisi irat buyurmuşlardır.

İnsanî münasebetler, sevgi mahsülü oldukları takdirde “insanî” niteliğini taşırlar.

Müminlerin birbirlerini sevmedikçe inanmış olmadıkları yolundaki hadisi şerif, insani bir duygunun tabiî halidir. Kişilerin birbirini sevmede yetersiz olmaları, insanlıklarından bir parça kaybetmeleri demektir ki, bu aşağı seviyelere inmek demek olur. İnsanların sahip olacakları esas derece yüce Allah’ın yanındaki derecedir.

Öyle ise  insan sevgisi düşünce ve davranışlarımızın temelini teşkil eder.

 Okunma Sayısı : 498         15 Mayıs 2009

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 816673

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.