Ruhun Disipline Girme Egzersizi !

BASINDA DE-VA / BASINDAN SEÇMELER

 
  Ruhun Disipline Girme Egzersizi!
 
Ayşe Sucu
aysesucu@turktime.com

Hiç şüphe yok ki, hayatın bizatihi kendisi insanı an be an eğitmektedir. Yaşadığımız her tecrübe, insan oluşumuza katkıda bulunmakta, kendimizle ve varlıkla olan ilişkilerimize farklı anlamlar yüklemektedir. Çok gezen mi bilir, yoksa çok yaşayan mı sözünün ortaya koyduğu espri bu olsa gerektir.


İnsanın kendi oluşuna ve yine insandan hareketle varlığa baktığımızda, yaradılışın temel amacının öğrenmek olduğunu söylemek, herhalde yanlış olmaz. Bunu ister manevi boyutuyla değerlendirelim, ister materyalist bir bakış açısıyla düşünelim, hayat başlangıcından sonuna kadar “okuma” merkezli kurgulanmış bir gerçeklik alanı…


İnsan için bahşedilmiş en büyük nimet olan “öğrenmek” hayatın tam da merkezine oturuveriyor. İnsan öğrenerek var oluyor… Öğrendikçe kelimeler hayat buluyor. Hayatı, hayat verdiğimiz kelimelerde fark ediyoruz. Belki de hayatı kullandığımız kavramlar, kelimeler kadar anlıyoruz ve yaşıyoruz. Yalnızca hayatı mı, kendimizi de ve son tahlil de, elbette Yaratıcıyı da…


İlahi kitapların ilk hitapları tesadüf olmasa gerek… İncil, “Logos” yani “Kelam” diye başlıyor söze… Kur’an ise “Oku” diye… Kendini oku, kâinatı oku, kitabı oku… Öyle bir hitap ki, nesnesi, mef’ulu yok! İkra’… Yalnızca Oku! Deniliyor…


Okumak elbette düşünmeyi, tefekkür etmeyi de zarurî kılıyor. Çünkü düşündürmeyen ve bir bilinç oluşturmayan okumada hayır olmadığını, olamayacağını da biliyoruz. Dolayısıyla, okumalarımızın yönelişlerimizi;  yönelişlerimizin de okumalarımızı beslemekte olduklarını ve var oluşumuzu anlamlandırdıklarını fark ediyoruz.


Bir “yöneliş” varlığı olan insan, var oluşunu gerçekleştirirken, yaratılışında kendisine bahşedilmiş olan “kelimeler” ve “kavramlar” dünyasında yapması gereken yolculuğa bîgâne kalması, fıtratıyla ters düşmesi, Yaratıcı’nın mesajına da kulak kapaması demektir.


Oysaki varlık olarak farklılığı, kelimeler yani  bilinç, öğrenme ve düşünme  üzerinden tecelli etmiştir. Yeryüzündeki sorumluluğu da yine bunun üzerine bina edilmiştir. “Bilenlerle bilmeyenlerin bir olmayacağı” vurgusu yapılırken, öğrenenlerin ve düşünenlerin üstünlüğü kendileri/hemcinsleri arasında da bir fark olarak ortaya konulmaktadır.


Bilinçli bir yönelişle insan farkındalık kazanacak, yolculuğunun her aşamasında, sekteye uğratmadığı öğrenme şevkiyle hayatla kurduğu ilişkide, kavramları her an tazelendiği için kendisini hep dinamik ve yenilenmiş hissedecektir. Yaşlanmak bu manada öğrenmeyi sürdürmek ve öğrendiklerini hayata katmakla alakalı olarak düşünüldüğünde daha anlamlı bir hale dönüşmektedir. Yaşlanmak bu manada olgunlaşmak olacaktır.


İnsanın varlıkla ilişkisi nasıl öğrenme ve öğretme eksenli ise, Yaratıcı ile kul arasındaki ilişkide de bunu görmek mümkündür. Rab eğiten, terbiye veren, öğreten demektir.


Yaratıcının bu vasfını taşıyabilmesi için, insan öncelikle öğrenen olmak durumundadır. Bu onu beraberinde “varlığın/yaratılmışların en hayırlısı” konumuna da geçirecektir.


Öğrenme aynı zamanda bir hayat dinamiğidir. Belki de hayatın kendisidir demek yanlış olmaz. Kur’an’î yaklaşımda insanın yaratılışı ile konuşmanın/düşünmenin birlikte zikredilmesi elbette tesadüfî değildir. Hayatın akışıyla öğrenme arasında tam bir paralellik ve ahenk söz konusudur. Hakeza yaşayan insan içinde…


Hilmi Ziya Ülken( Aşk Ahlakı, adlı eserinde);


“Hareketten zevk alan için boş durmak ölümdür. Çalışmayı seven insan can sıkıntısını ve onun buhranlarını tanımayacaktır.”


“Tembellik ruhun veya hayatın enerji eksikliği değil, ruhun disipline girme egzersizini kaybetmesidir” diyor.


Erdem toplumunun gereği, kendini sürekli sorgulayıp, yeni bilgi ve değerlerle donatan, öğrenmenin peşini bırakmayan, kendine güvenen, Allah’ın ona lütfettiği yetenek ve nimetleri fıtratına uygun kullanan insanların varlığıdır. Bu insanlar çalışır, üretir, edebiyat, resim, müzik gibi her türlü sanatta, bedensel ve zihinsel tüm etkinliklerde kendini ifade ederler, boşluğun yarattığı can sıkıntısı kötü alışkanlık ve eğilimlere itibar etmezler, medeniyeti hem kendilerinde hem de yaşadıkları toplumda inşa ederler.  

 Okunma Sayısı : 439         10 Haziran 2009

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 946705

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.