BAŞBAKAN R.TAYYİP ERDOĞAN 'IN AK PARTİ 3.OLAĞAN BÜYÜK KONGRESİNDEKİ KONUŞMANIN TAM METNİ

BASINDA DE-VA / BASINDAN SEÇMELER

AK PARTi KONGRESİ (3 EKİM 2009)

Sevgili kardeşlerim,
Değerli yol arkadaşlarım, gönüldaşlarım,
Değerli Konuklar,
Aziz vatandaşlarım,
Hanımefendiler, beyefendiler, sevgili gençler...

Tarih: 26 Mart 1999, günlerden Cuma.
Pınarhisar Cezaevi'ne doğru yola çıkarken, Üsküdar'da, evimin önünde toplanmış vatandaşlarıma seslendim:
Bu bir veda değil dedim...
İnşallah, bitmeyen şarkının besteleri içindeki bir es'tir, bir duraktır dedim.
İnanıyorum ki, es'ten sonraki notalar, istikrar içerisinde, aydınlık yarınların Türkiye'sine, barışa, sevgiye, kardeşliğe giden yolda sizin bu sevginiz, sizin bu aşkınız, sizin bu sevdalarınızla bütünleşerek devam edecektir dedim.
Umudumu bir an olsun kaybetmedim, yitirmedim...
Bir an bile bu hizmet yolculuğunun inkıtaa uğrayacağını, kesintiye uğrayacağını düşünmedim.
Bir an bile karamsarlığa kapılmadım.
Bir an bile başımı öne eğmedim.
Pınarhisar Cezaevi'nde, Merhum Necip Fazıl Kısakürek'in dizeleri hislerime tercüman oldu...
Dua dua, eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...

Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu
İplik ki incecik, örer boşluğu

Ana rahmi zahir şu bizim koğuş;
Karanlığında nur, yeniden doğuş...
Sesler duymaktayım: davran ve boğuş!

Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!

Mehmed'im sevinin başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!

Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!

Ve bu kardeşiniz o gün, 26 Mart 1999 Cuma Günü, Üsküdar'da şunu söyledi:
Bu şarkı burada bitmez!
Ve o şarkı orada bitmedi.
İstanbul'da yükselen o şarkı milyonlarca insanın söylediği Kardeşlik Türküsüne dönüştü.
İstanbul'da söylenen o şarkı, milyonlarca insanın söylediği Özgürlük Marşına dönüştü.
O şarkı bütün Türkiye'yi sardı.
O şarkı topyekûn bütün milletin terennüm ettiği bir şahesere dönüştü.
O şarkı umudun melodisi oldu, o şarkı gönülleri, yürekleri birleştirdi...
İşte o şarkı, bugün burada, bu salonda devleşen, abideleşen coşku oldu, heyecan oldu, aşk oldu, sevda oldu.
Ben, işte o şarkıyı bizimle birlikte söyleyen herkesi selamlıyorum...
Bu harekete gönlünü veren, bu hareket için yüreğini ortaya koyan herkesi selamlıyorum.
Bu muhteşem salonu dolduran tüm kardeşlerimi selamlıyorum...
Türkiye'nin 81 vilayetini buradan selamlıyorum, tüm ilçelerimizi, tüm beldelerimizi, tüm köylerimizi, 72 milyon Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşını, bu ülkede yaşayan, bu ülkede nefes alıp veren her bir kardeşimi selamlıyorum.
Hanım kardeşlerim, sizleri selamlıyorum...
Gençler, sizleri selamlıyorum...
Bugün, bizi bu demokrasi şöleninde, bu bayram atmosferinde yalnız bırakmayan, dünyanın dört bir yanından, dost ve kardeş ülkelerden gelen misafirlerimizi selamlıyorum.
Hepinizi, sevgiyle, saygıyla, en kalbi duygularımla selamlıyorum...
Hepinize hoş geldiniz diyorum.
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 3'üncü Olağan Kongresi'nin, ülkeme, milletime, demokrasimize ve tüm insanlığa hayırlı olmasını diliyorum.
Ve, konuşmamın hemen başında, bu harekete emek vermiş tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum...
Kutlu yolculuğumuz esnasında kaybettiğimiz tüm kardeşlerimi, demokrasi tarihimize geçmiş dönemlerde ismini kazıyıp milletimizin hayır duasını alan bütün liderleri, herkesi hayırla yadediyor, kendilerine Allah'tan rahmet diliyorum...
Değerli yol arkadaşlarım,
Sevgili kardeşlerim,
Bugün bu salonda Anadolu var, Trakya var...
Bugün bu salonda Türkiye'nin 7 bölgesi var.
Bugün bu salonda, Karadeniz'in coşkusu, Akdeniz'in sıcaklığı var.
Bugün burada, Kızılırmak'ın, Yeşilırmak'ın, Sakarya'nın, Dicle'nin, Fırat'ın, Botan'ın, Seyhan'ın, Ceyhan'ın, Murat'ın, Meriç'in, Gediz'in, Menderes'in çağıltısı var.
Bu muhteşem salonda, Ağrı Dağı'nın, Süphan'ın, Kaçkar'ın, Cudi'nin, Munzur'un, Erciyes'in, Toroslar'ın, Aladağlar'ın, Uludağ'ın yüceliği, alicenaplığı var.
Türkiye'nin bütün renkleri bugün işte bu salonda.
Türkiye'nin tüm sesleri işte bugün bu salonda.
Türkiye'yi Türkiye yapan, bizi biz eden, bizi var eden, bizi millet haline getiren tüm kardeşler işte burada.
Sevgili kardeşlerim şurası çok önemli, altını çiziyorum:
Biz birlikte Türkiye'yiz...
AK PARTi, bizatihi milletin partisidir.
AK PARTi, 14 Ağustos 2001'de, bizzat milletimizin kurduğu bir partidir.
Bu parti, bu hareket ve bu kadro, milletin rotasından başka rota tanımadı, bundan sonra da tanımayacak.
Bu partiye toplumdan kopuk olan elitler yön belirleyemez.
Bu partiye millete küçümseyerek bakan seçkinler rota çizemez.
Bu partiye milletin hukukunu ayaklar altına alan çeteler sirayet edemez.
Zira üzerimizdeki yük aziz milletin yüküdür.
Üzerimizdeki emanet topyekün milletin emanetidir.
Biz bu yükü yere düşürmedik, bundan sonra da düşürmeyeceğiz.
Biz bu emanete halel getirmedik, Allah'ın izniyle bundan sonra da halel getirmeyeceğiz.
Dikkat edin... İktidarda bulunduğumuz 7 yıl boyunca, üzerimizdeki bu emaneti düşürmek isteyenler oldu.
Millet iradesini gölgelemek, milletin arzu ve taleplerini çiğnemek isteyenler oldu.
Bizi demokrasi yolundan, ilerleme yolundan, kalkınma yolundan alıkoymak isteyenler oldu.
Tahriklerle, provokasyonlarla, kirli senaryolarla Türkiye'yi karanlık mecralara sevketmek isteyenler oldu.
Hiç birine boyun eğmedik, hiç birine prim vermedik...
Dik durduk, boynumuzu bükmedik, başımızı öne eğmedik, AK PARTi'nin aklığına asla ve asla gölge düşürmedik.
3 Kasım 2002, bu ülke için, bu millet için bir milat olmuştur.
3 Kasım'dan itibaren bu ülkede siyaset tarzı, yönetim anlayışı, demokrasinin standardı, devlet-millet kaynaşması köklü şekilde değişmiştir.
Millet iradesinin, seçimlerin dışında bir yolla değiştirilebileceğine inananlar, artık karşılarında milleti bulurlar milleti...
Demokrasinin, ertelenebileceğini, zaafiyete uğratılabileceğini vehmedenler, karşılarında milleti bulurlar milleti...
Hükümet politikalarının, çeteler eliyle, mafya eliyle, gizli senaryolarla, kirli ilişkilerle şekilleneceğine inananlar, böyle bir gayretin içine girenler, karşılarında hukuku bulurlar, milleti bulurlar, AK PARTi iktidarını bulurlar.
Hani, İstiklal Marşı'nın şairi diyor ya:
Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz...
Bu yol ham yoludur, dönme bilmez yürürüz...
AK PARTi, aziz milletimizden aldığı güçle, Türkiye'yi daha ileri bir demokrasi haline getirmeye kararlıdır.
AK PARTi, Türkiye'yi Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün belirlediği Muasır Medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmaya kararlıdır.
Cumhuriyetimizin temel nitelikleri olan demokrasiden, laiklikten, sosyal devletten ve hukuk devleti anlayışından taviz vermeden, ülkemizi, milletimizi ve devletimizi yüceltmeye devam edeceğiz.
Değerli kardeşlerim,
Değerli yol arkadaşlarım,
Demokrasi tarihimiz boyunca, bu ülkede iktidarlar, 2 yıl, 3 yıl gibi çok kısa süreler içinde yıprandı, heyecanını kaybetti, yozlaşma ve yolsuzluk batağında çırpınır hale geldi.
Siyaset, millete hizmet etmenin, millete hizmetkar olmanın, milletin derdiyle dertlenmenin, milletin meseleleriyle meşgul olmanın değil; acı ama gerçek, çıkar sağlamanın, rant sağlamanın, güç devşirmenin aracına dönüştü.
Siyasetin amacını, iktidara gelerek iktidarın imkân ve fırsatlarını kullanmak olduğunu zannedenler, kişisel ihtiraslara, münferit menfaat arayışlarına esir olmaktan kurtulamadılar.
AK PARTi yola çıkarken şunu söyledi:
"Biz millete efendi olmaya değil, biz millete hizmetkar olmaya geliyoruz" dedi ve biz milletimizin efendisi değil, milletimizin hizmetkarıyız. Bu yolculuğumuzu da bu şekilde devam ettireceğiz. Çünkü biz "Her şeyin temeli insandır, siyaset de insanın huzur ve mutluluğu, refah ve esenliği için yapılmalıdır" diyerek siyasetin amacını yeniden belirledik.
Artık siyasetin amacı belli kişi ve partilerin geleceğini garanti altına alma uğraşı olmaktan çıktı.
Biz ilkleri başardık ülkemizde. Artık tüm partilerin, tüm kurumların, tüm sistemin ancak ve ancak insanın huzuruna, mutluluğuna, refahına odaklanması gerektiğine inanan bir siyasi anlayış iktidara geldi. Onun için milletimiz 16 ayda, kurulduğundan sonra AK PARTi'yi iktidar yaptı.
Siyasetin amacı toplumun umumi menfaati oldu. Adaletin tam anlamıyla tesis edilmesi oldu. Her bireyin temel hak ve özgürlüklere kavuşması oldu.
Değerleri olmayan, idealleri olmayan, ahlaki amacı olmayan bir siyaset bizim kitabımızda yer bulamaz.
AK PARTi hizmet siyasetinin, birlik siyasetinin, insan odaklı siyasetin yegane adresidir.
Biz, "İnsanı yücelt ki, devlet yücelsin" diyerek bu yola çıktık. Önce insan sonra devlet, önce devlet sonra insan değil.
Siyasetle millet arasındaki, iktidarla halk arasındaki, devletle vatandaş arasındaki uçurumun her gün biraz daha büyümesine rıza gösteremezdik.
Bunun için sosyal restorasyon düşüncesiyle, devlet-millet kaynaşmasını sağlamanın, yıpranan ilişkileri güçlendirmenin, yıkılan güveni yeniden tesis etmenin gayreti içinde olduk.
Siyaseti daha etkin bir kurum haline getirerek devlet millet kaynaşmasını yeniden tesis etmek, devletin kurumlarına güveni tazelemek önemli hedeflerimiz arasında yer aldı.
Yolsuzluklara, usulsüzlüklere göz yummadık. Bundan sonra da göz yummayacağız.
AK PARTi'de yozlaşma bekleyenler beyhude beklerler.
AK PARTi'de yıpranma bekleyenler beyhude beklerler.
AK PARTi'de yorgunluk, bıkkınlık, heyecansızlık, durgunluk bekleyenler beyhude beklerler.
Meyve veren ağaç taşlanır... 7 yıl boyunca, türlü iftiralara, türlü karalama kampanyalarına, asılsız ithamlara maruz kaldık.
Her birini alnımızın akıyla aşmayı başardık.
Bize hile yapanlar, kendi hilelerine aldandılar. Bize tuzak kuranlar, kurdukları tuzaklara kendileri düştüler.
AK PARTi iktidarın eritici gücünü, yozlaştırıcı etkisini, yıpratan özelliğini tersine çevirdi. Alışılmışları, alışkanlıkları tersine çevirdi.
Kimliğinden, felsefesinden, ideallerinden asla kopmadan, hak ve hukuktan asla uzaklaşmadan, Türkiye'nin ve Türk milletinin menfaatlerini korumaktan asla vazgeçmeden iktidarda nasıl büyünebileceğini, nasıl ayakta kalınabileceğini gösterdi.
Girdiği 4 seçimden de birinci parti olarak çıkarak, istikrarı önce siyasette başlattı.
Şimdi buradan, bu coşkulu salondan, teşkilatımın tüm mensuplarına, bize gönül vermiş tüm kardeşlerime bir kez daha sesleniyorum:
Kardeşlerim, bizim yolumuz uzun... Bizim yolumuz meşakkatli... Bizim yolumuz zahmetli...
Hani Yunus Emre diyor ya...
Bu yol uzundur,
Menzili çoktur,
Geçidi yoktur,
Derin sular var...
Hani aşık Veysel diyor ya...
"Uzun ince bir yoldayım,
Gidiyorum gündüz gece"
İşte bu uzun yolu, bu zorlu, bu meşakkatli yolu, sabırla, dirayetle, dayanışma içinde, en önemlisi de heyecan içinde, milletimizle el ele, gönül gönüle yürüyeceğiz, yürümeye devam edeceğiz.
Bu partiden, bu hareketten farklı beklentileri olanlar varsa, millete ve ülkeye hizmetin ötesinde hedefleri olanlar varsa, kusura bakmasınlar onlar bizimle yollarını ayırsınlar.
Heyecanını, coşkusunu, hizmet etme aşkını ve sevdasını yitirenler varsa, onlar kenara çekilsinler.
Kendisini yorulmuş hissedenler varsa, biraz mola versinler.
Biz, 7 yıl boyunca milletimizin huzuruna alnımız ak, başımız dik şekilde çıktık, bundan sonra da aynı şekilde milletimizle kaynaşmaya, kucaklaşmaya devam edeceğiz, çünkü bizim gücümüz oradan geliyor.
Biz büyük acılar çekerek, büyük çilelerin içinden geldik... Fakirin umudu olarak geldik...
Yoksulun her zaman yanında olduk, yoksullukla mücadelede her zaman ön safta olduk, bundan sonra da aynı minval üzere yolumuza devam edeceğiz.
Garibin, gurebanın, yolda kalmışların, ihtiyaç sahiplerinin, ezilmişlerin, dışlanmışların sesi, nefesi olmaya devam edeceğiz.
7 yıl boyunca her vatandaşımıza uzanmaya, yoksul hanelere deva olmaya, üşümüş elleri ısıtmaya, sönmüş ocakları yeniden yakmaya, düşenlerin elinden tutup kaldırmaya gayret ettik, bu hissiyatımızı kaybetmeyeceğiz.
Şüphesiz ki yüzde yüz başaramadık ama yolunda olduk...
Şunu asla unutmayınız, unutturmayınız...
Dilovası'ndan Kadıköy'e kadar yayılmış, emeğiyle geçinen işçi kardeşimin hakkı bizim omuzlarımızdadır...
İstanbul'da Gazi Mahallesi'nin, Ankara'da Kuşcağız Mahallesi'nin, Diyarbakır'da Benu Sen Mahallesi'nin hakkı bizim omuzlarımızdadır.
Evinde, sobası yanmadığı için, titreyen elleriyle kalem tutmaya çalışan kız çocuğunun hakkı bizim omuzlarımızdadır.
Bir kap sıcak çorbaya muhtaç yaşlı teyzenin, yaşlı amcanın hakkı bizim omuzlarımızdadır.
Tüyü bitmedik yetimin hakkı bizim omuzlarımızdadır.
Omuzlarımızdaki yük ne kadar ağır olursa olsun, dertlere çare üretmek için gece gündüz koşturacak, koşturacağız.
Mademki bu yükü aldık, hakkını vermeye çalışacağız. Daha çok çalışacağız, koşacağız.
Sevgili Kardeşlerim,
Değerli AK PARTililer,
7 yılda Türkiye AK PARTi'nin siyasete getirdiği yeni solukla, dinamizmle, yeni ufuklarla çok büyük bir değişim, çok köklü bir dönüşüm yaşadı.
Bizim 7 yıllık iktidar süremizi, önceki hükümetle, önceki hükümetlerle kıyaslamak yanıltıcı olur.
Zira biz, Türkiye'yi bir bütün olarak ele aldık, sorunlara bütüncül çözümler, köklü çözümler getirdik.
Kimi alanlarda son 10 yılın, 20 yılın; kimi alanlarda son 50 yılın; kimi alanlarda Cumhuriyet tarihimizin rekorlarını elde ettik.
Cumhuriyetimizin, ülkemizin, milletimizin birikimlerine yenilerini ekledik, daha fazlasını ekledik.
Şimdi şuraya dikkatlerinizi çekmek istiyorum:
Geçen hafta, Birleşmiş Milletler 64'üncü Genel Kurulu ve G-20 zirvesine katılmak üzere Amerika Birleşik Devletleri'ne gittim.
6 günde, resmi toplantıların haricinde tam 32 ülke lideriyle bire bir görüşme yaptım. Birçoğu ile ayaküstü görüşmelerimiz oldu.
Hemen her hafta, birkaç ülkenin temsilcilerini Türkiye'de ağırlıyoruz.
Bizzat ben, Dışişleri Bakanım, Başmüzakerecim, diğer bakan arkadaşlarım, partimizden yetkili arkadaşlar her an diplomasi trafiğinin içindeyiz. Bunlar tarihimizde olmuş şeyler değil.
Suriye-İsrail görüşmelerini konuşuyoruz... İran'ı konuşuyoruz... Irak'ı konuşuyoruz...
Kafkasya'yı, Ortadoğu'yu, Balkanları konuşuyoruz... Filistin'i konuşuyoruz... Nükleer Silahsızlanmayı, İklim Değişikliğini, Su sorunlarını, gıda sorunlarını, yoksulluğu, küresel ekonomiyi konuşuyoruz.
Aynı şekilde, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğini konuşuyoruz, Kıbrıs'ı da konuşuyoruz, Tır şoförlerimizin karne sorunlarını, Türk vatandaşlarının vize meselelerini de konuşuyoruz.
Büyük-Küçük her meseleyi konuşuyor, her birine çözüm üretmeye çalışıyor, her bir meseleyi aktif bir şekilde izliyoruz.
Bizi, uçaktan inmemekle, çok gezmekle itham edenler, Türk dış politikasının artık yoğun gündemine ve yeni misyonuna dahi vakıf olamayacak kadar sürecin gerisinde kalmış durumdalar.
Değerli kardeşlerim,
Bakınız, ben 81 vilayetin 81'ine de en az üçer kere gittim. Bazı illere yaklaşık 30 kez gitmişliğim var.
Anadolu'yu, Trakya'yı, 7 bölgemizi karış karış, il il, ilçe ilçe, hatta köy köy geziyor, eserlerimizi, yatırımlarımızı inceliyor, şantiyeleri teftiş ediyor, toplu açılışlar yapıyor, oralarda dert dinliyorum.
Ama dikkat edin temel atma törenlerine gitmiyorum, onu arkadaşlarım yapıyor, biz sadece verilen tarihte açılışı yapmak üzere açılışa gidiyoruz. Farkımız bu...
Bununla yetinmiyor, ülke ülke dolaşıyor, Kıbrıs'ı anlatıyorum, Avrupa Birliği'ni anlatıyorum, oradaki vatandaşlarımızın meselelerini gündeme taşıyorum.
Benim ABD'deki, Avustralya'daki, Almanya'daki vatandaşım, Bulgaristan'da, Romanya'da, Yunanistan'daki soydaşım, karşısında Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanını görmekten dolayı büyük mutluluk duyuyor, yalnız olmadığını hissediyor.
Nice gittiğim ülkelerde, şehirlerde, "Buraya gelen, halimizi hatırımızı soran ilk Türk Başbakan sizsiniz" dediler.
Üzülerek ifade etmek durumundayım...
Maalesef bu acı durumu burada itiraf etmek durumundayım...
81 vilayetimiz içinde, 10 yıl, 20 yıl aradan sonra ilk kez bir Başbakan şehrimizi ziyaret ediyor diyen Anadolu illerimiz, Anadolu insanım var.
Meseleyi uçak meselesine, otobüs meselesine, araba meselesine, harcırah meselesine kadar düşürenler, başlarını iki ellerinin arasına alıp, Ankara'dan neden çıkmadıklarının, çıkamadıklarının muhasebesini yapsınlar.
29 Mart seçimlerinin propaganda sürecinde, bizim teşviklerimiz sayesinde, Sivas'ın ötesinde ancak birkaç ile gidip miting yapabildiler.
Kusura bakmayın! Biz o siyasetçilerden değiliz...
Bizim ülke olarak, köklü bir tarihimiz var, bizim zengin bir kültürümüz var, bizim devlet geleneğimiz var...
Bizim, aynı dili konuştuğumuz, aynı kültürü paylaştığımız, aynı hissiyatı taşıdığımız geniş bir ortak coğrafyamız var.
Türkiye'nin Dış Politikası, "Bekle-Gör" politikası olamaz.
Türkiye, küresel gündemin peşine takılıp, oradan oraya savrulan bir ülke olmasını kimse bizden beklemesin.
Türkiye, haksızlık karşısında susan bir ülke asla olmayacaktır, olamaz.
Tam tersine, Türkiye bugün gündem belirleyen, meselelerde ağırlığını koyan, güçlü, itibarlı, saygın bir ülke konumuna yükselmiştir.

Değerli kardeşlerim,
Türkiye AK PARTi'nin etkin politikaları sayesinde Soğuk Savaş döneminin çatışma psikolojisinden çıkmış, güven ve işbirliğine dayalı bir dış politika izlemiştir.
Bu sayede Türkiye'de bölgesinde ve dünyada saygın ve güvenilir bir ülke haline gelmiştir.
Bugün Türkiye bambaşka bir yerde duruyor. Biz soğuk savaşın refleksleriyle değil, tarihi bir misyon ruhuyla hareket ettik.
Biz Türkiye'nin tarihi birikimini, kültürel derinliğini, jeo-stratejik konumunu bilerek ve anlayarak politika geliştiriyoruz. Biz tarihin bu kırılma noktasında Türkiye'nin üstlenmesi gereken bir rolü üstleniyoruz.
Komşularla sıfır problem politikamız sayesinde yakın bölgemizde sorun alanlarını minimize ettik. Bu konudaki gayretlerimiz çok kısa sürede meyvelerini vermeye başladı. Türkiye artık bölgesinin barış, huzur ve istikrar adresi haline geldi.
Şimdi pasif komşuluk ilişkisinden aktif dostluk ve işbirliği safhasına geçtik. Komşularımızla dostluk ve işbirliği alanlarımızı güçlendirerek etrafımızda bir huzur, istikrar ve refah kuşağı oluşturuyoruz. Bunun hem ülkemiz, hem bölgemiz hem de dünya barışı için hayati önem taşıdığını biliyoruz.
Küreselleşme sayesinde dünyamızın sorunları iç içe geçmiş, eski duvarlar yerini 21'inci yüzyılın yeni gerçeklerine bırakmıştır.
Türkiye'nin bölgesinde ve dünyada düzen kurucu bir aktör haline gelmesi, artık bir tercih meselesi değil, tarihi bir zorunluluktur.
AK PARTi'nin ulusal, bölgesel ve küresel vizyonunu işte bu bakış açısı belirliyor.
İzlediğimiz akılcı politikaların bir tane gayesi var: Türkiye'yi dünyada hak ettiği yere taşıyabilmek.
Yöntemimiz, milli değerlerimize, tarihi tecrübemize ve toplumsal zenginliğimize dayanarak ulusal, bölgesel ve küresel sorunları evrensel bir bakış açısıyla ele almak ve çözüm üretmektir.
Türkiye'nin etrafına duvarlar örerek Türkiye'yi 21'inci yüzyılın parlayan yıldızı yapmak mümkün değildir.
Hamasetle vatanı yüceltmenin mümkün olmadığını söyledik. Parti, oy, seçim gibi küçük siyasi hesaplarla bu ülkeyi küçültmeyin dedik.
Büyük Türkiye Vizyonu, her tür parti siyasetinin üstündedir dedik.
Bu yüzden sen Türkiye'sin büyük düşün dedik.
Siyasi görüşümüz ne olursa olsun, her yönüyle büyük ve güçlü Türkiye, hepimiz için daha geniş, daha ferah, daha yaşanabilir bir Türkiye'dir.
Büyük Türkiye'de merak etmeyin herkese yer vardır. Büyük Türkiye'de insanımızın yüreği geniş, ufku geniş, vizyonu büyüktür.
Büyük Türkiye bölgesinin istikrar ve huzur kaynağıdır.
Korkutan değil güven veren, dışlayan değil kucaklayan, empoze eden değil empati yapan bir ülkedir.
Yani Türkiye'nin yeni küresel vizyonu ve dış politika aktivizmi, sadece bazı ülkeler yahut bölgeler tarafından değil, bütün dünya milletleri ve devletleri tarafından takdir ediliyor.
Türkiye'ye yakışan da bu vizyonla hareket etmesi ve düzen kurucu bir aktör olmasıdır.
NATO üyesi olan Türkiye, bölgesinde bir güvenlik ve istikrar unsuru olmaya devam ediyor.
G-20 üyesi olan Türkiye, küresel ekonomik sistemin yeniden inşasında aktif bir rol oynuyor.
Avrupa Konseyi, AGİT, İslam Konferansı Örgütü gibi kurumlarda da aktif bir rol oynayan Türkiye, bölgesel ve küresel sorunların çözümü için herkesle işbirliği ve dayanışma halinde çalışıyor, pek çok girişime öncülük yapıyor.
Türkiye'nin uluslararası kurumlardaki etkinliği, Türkiye'nin artan önemini açıkça ortaya koyuyor.
21'inci yüzyılda yeni bir dünya kurulurken Türkiye artık küresel siyasete katkı veren, yönünü tayin eden bir ülke haline gelmiştir.
Çünkü Türkiye'nin dünyaya söyleyecek sözü var. Çünkü biz konuşmaya daha yeni başladık. Çünkü bizim faslımız daha yeni başlıyor. Çünkü bizim anlatacak bir hikayemiz, bir rüyamız, bir hayalimiz var.
Çünkü biz adaleti, eşitliği, hakkaniyeti, paylaşmayı, kardeşliği, saygıyı evrensel ilkeler olarak görüyoruz. Bu ilkeleri adil ve tutarlı bir şekilde hayata geçirmek için mücadele ediyoruz. Hiçbir milleti ayırmadan herkese eşit davranılmasını istiyoruz.
Zira uygulanmayan ilkeler, kısa sürede anlamlarını yitirirler. Biz bu yüzden evrensel adalet ilkesinin Gazze'den Afganistan'a, Çin'den Afrika'ya, Balkanlardan Latin Amerika'ya kadar dünyanın her yerinde tutarlı bir şekilde uygulanmasının mücadelesini veriyoruz.
Değerli kardeşlerim, bakınız...
Gazze'de, İsrail saldırılarının başladığı andan itibaren, Türkiye olarak hep haklı tepkimizi ortaya koyduk.
Dünya kamuoyunun dikkatlerini bu meseleye çektik ve gür bir sesle saldırıların derhal durdurulması gerektiğini ifade ettik.
Türkiye'ye yakışan budur, Türkiye'nin dış politikasına yakışan budur, AK PARTi hükümetine yakışan işte budur!
Bütün dünya, gözlerinin önünde cereyan eden bu katliama karşı kör, sağır, dilsiz kesilirken, biz her platformda, cesaretle, kararlılıkla, mertçe, dürüstçe karşı çıktık.
Bugün de, Gazze halkının yaralarının sarılması için, Gazze'ye verilen sözlerin tutulması için takipçi olmaya devam ediyoruz.
Gazze Şeridindeki çatışmaları sona erdiren ateşkes ilanlarının ve Güvenlik Konseyi'nin 1860 sayılı kararının üzerinden 8 ay geçti.
Şarm-el Şeyh'te yapılan toplantının neticesi ne oldu? Orada, Gazze'nin yeniden imarı için 4,5 milyar Dolarlık taahhütte bulunmasının üzerinden 6 ay geçti.
Ancak Gazze'deki insani trajedi halen devam ediyor.
Gazze halkının yaraları sarılamadı. Gazze halkı çadırlarda yaşıyor. Gazze için verilen sözler tutulmadı.
Şu anda Gazze'ye inşaat malzemelerinin girişine dahi izin verilmiyor.
Bumu insanlık? Bumu adalet? Bumu insanca yaklaşım?
Kapılar açılmıyor, utanmasalar gıdanın girişine, ilacın girişine bile müsaade etmeyecekler.
Filistin sorunu, sadece bir tarafın talepleri esas alınarak çözülemez. İsrail'in güvenliği kadar Filistinlilerin güvenliği de önemlidir. İsrail'in istikrar talebi kadar Filistin halkının özgürlük ve barış talebi de meşrudur.
Bölge ve dünya barışının önündeki en büyük engellerden biri olan Filistin sorununun çözümü, ancak herkese adil ve eşit muamele edilmesi halinde mümkün olacaktır.
Aynı şekilde, nükleer silahlar konusunda da dünya kamuoyunu her ülkeye eşit davranmaya, adil davranmaya davet ediyoruz.
Lütfen dikkat; nükleer silahlar konusunda da egemen güçlerin her ülkeye eşit mesafede olmalarını istiyoruz. Adaletin gereği budur...
Elbette İran'ın Nükleer programını tartışalım, tartışıyoruz, telkinlerimizi de yapıyoruz. Ancak gelin, aynı şekilde, İsrail'in elindeki Nükleer silahları da konuşalım.
Gazze'ye atılan kitle imha silahı fosfor bombalarını da konuşalım.
Aksi takdirde kamu vicdanı yara alacaktır, adalet duygusu yıpranacaktır, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere uluslar arası örgütlere güven azalacaktır.
Türkiye, işte bu anlayışla, diplomasiden kültüre, turizmden sanata her alanda ölçek büyütüyor.
Türkiye artık onlarca uluslararası toplantıya, konferansa, zirveye, sempozyuma, çalıştaya, sergiye, konsere ev sahipliği yapıyor.
Türkiye tarihiyle, tabiatıyla, sanatıyla, kültürüyle, insanıyla son yılların en önemli cazibe merkezlerinden biri haline geliyor.
Yatırım, eğitim, teknoloji, sağlık, turizm alanlarında Türkiye bölgesinin en fazla aranan, takip edilen, ziyaret edilen, izlenen ülkesi konumuna yükseliyor.
Pakistan-Afganistan arasında, Suriye-İsrail, Filistin-İsrail arasında barışın tesisine, sorunların çözümüne yönelik çaba harcıyoruz.
Lübnan'ın, Irak'ın, İran'ın, Suriye'nin, Gürcistan'ın komşularıyla ve uluslar arası toplumla olan sorunlarının çözümüne katkı veriyoruz.
7 yılda, çevremizdeki tüm komşularımızla iyi ilişkiler kurmanın gayreti içinde olduk. Tüm komşularımızla ticari ve ekonomik işbirliğini katlayarak artırdık.
İşte en son, Ermenistan'la aramızdaki meseleleri çözmek için de adımlar attık, atıyoruz.
Biz, altını çizerek ifade ediyorum, çözümsüzlüğün bir çözüm olarak dayatılmasını, çözümsüzlüğün bir dış politika aracı olarak kullanılmasını kabul edemeyiz. Çözümsüzlüğe terk edilmiş sorunlarla 21'inci Yüzyıl'ın güçlü bir ülkesi olamayız.
Çözümsüzlüğü çözüm olarak gören anlayış artık miadını doldurmuştur. Eski politikaları devam ettirmek, geçmişin söylemlerini tekrar etmek artık gerçekçi de değildir, doğru da değildir, sürdürülebilir de değildir.
Türkiye'nin menfaati değişimdedir, milletimizin menfaati değişimdedir, ülkemizin menfaati değerli kardeşlerim değişimdedir ve bunun gayreti içindeyiz.
Değişime direnenler ne ülkemizin, ne milletimizin, ne devletimizin menfaatlerini koruyamazlar...
Güçlü bir ülkeye, güçlü bir devlete yakışan, küçük meseleleri arkasında bırakmak ve geleceğe odaklanmaktır.
Büyük bir devlete yakışan, küçük bir mesele varsa onu arkasında bırakmak ve geleceğe odaklanmaktır.
Bakınız Kıbrıs'ta çözümden yana olan taraf hep biz olduk, Türk tarafı oldu.
Şunu herkes bilmelidir: Kıbrıs'ta kalıcı barışın temel parametreleri ortadadır. Çözüm, Ada'daki iki tarafın eşitliğine ve Kıbrıs'ta iki ayrı halkın, iki demokrasinin ve iki devletin varlığına dayanacaktır. Uzlaşma bu zemin üzerinden sağlanacaktır.
Kıbrıs Türklerinin uzun ve zahmetli bir mücadele sonucunda elde ettikleri kendi kendilerini yönetme hakkından, eşit statü ve eşit ortaklıktan vazgeçmeleri asla mümkün değildir.
Biz, çözüm için çaba harcamaya devam edeceğiz. Çözümsüzlüğü bir çözüm gibi dayatanlara karşı da asla boynumuzu eğmeyeceğiz.
Kimseye minnet duygumuz yok. Kimseye muhtaç olduğumuz bir durum da yok.
Bizim tüm olumlu çabalarımıza rağmen bu kez de çözümsüzlük gibi bir durumla karşı karşıya kalınırsa, kimse Kuzey Kıbrıs Türk Tarafından anlayış beklemesin. Kimse Türkiye'ye yeni taleplerle gelmesin. Bunun sorumluluğunu ne kendilerine, ne mensubu oldukları toplumlara, ne de tarihe verebilirler.
Kıbrıs Türkü, Türk milletinin ayrılmaz bir parçasıdır. Türkiye, geçmişte olduğu gibi, bugün, yarın ve daima Kıbrıs Türkü'nün barış ve esenliğinin en büyük teminatı olacaktır.
Ancak, şu hususa da dikkatlerinizi çekmek istiyorum...
Biz, Kıbrıs meselesinde çözüm için gayret sarfederken, birileri çıktı, "Kıbrıs'ı Satıyorlar" dedi...
Bugün, o söyledikleri sözün ağırlığı altında kaldılar. İftiralarının, ithamlarının, karalamalarının altında kaldılar.
7 yıllık iktidarımızda Allah aşkına söyler misiniz? İnsaf sahibi olanlara sesleniyorum. İzan sahibi olanlara sesleniyorum. Kıbrıs'ta satılan ne var? KKTC daha ileri mi gitti, daha geri mi gitti? Ankara'ya oturarak, Ankara'dan konuşursanız bunu göremezsiniz, bunu bilemezsiniz. 7 yıl önce bizi topa tutanlar, bugün gelinen noktayı görünce acaba "haksızlık etmişiz" diyebiliyorlar mı?
Aslında her meselede bunu yaptılar... Türkiye'nin hangi kronik sorununu gündeme getirsek, "ihanet" gibi, "hıyanet" gibi, "satmak, peşkeş çekmek" gibi siyasi edebe asla sığmayacak bir üslup kullandılar.
Şimdi size soruyorum: Kıbrıs satıldı mı? Kıbrıs dün mü daha iyi şartlardaydı, bugün mü? Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin itibarı, tanınmışlığı dün mü daha yüksekti, bugün mü?
Ben size bu sorunun cevabını rakamlarla vereyim:
Akıl, izan, insaf sahibi olanlara sesleniyorum. Ekranları başında bizi izleyenlere sesleniyorum. 1997-2002 yılları arasındaki 5 yılda ülkemizden KKTC'ye yıllık ortalama 210 milyon ABD Doları yardım gerçekleştirilmişti. 2002 yılında verilen yardım miktarı 377 milyon dolar seviyesinde idi.
2003-2009 arasında yıllık yardım ortalamasını 523 milyon dolara yükselttik.
2009'da sağladığımız yardım miktarı, dikkatinizi çekiyorum, tam 815 milyon dolar oldu.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ekonomisindeki gelişmenin sürekli ve kalıcı olabilmesi amacıyla turizm ve yüksek öğretim alanlarındaki yatırımlara teşvikler sağlanmıştır.
Turizmde, son 28 yılda, lütfen buna da dikkat ediniz 6 bin yatak kapasitesi artışı gerçekleşmişken, iktidarımıza kadar Hükümetimiz tarafından sağlanan destekle 2009 yılı sonuna kadar 7 yılda ilave 20 bin yatak kapasitesi oluşturulmuştur.
Turizmde olduğu gibi, yüksek öğretimde de, büyük atılım gerçekleştirilmiştir. Üniversitelerde 1999 yılında 21 bin öğrenci olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde, 2007 yılında 42 bin öğrenci sayısı aşılmıştır. Şimdi hedef inşallah orta vadede 60 bine ulaşmayı hedefliyoruz.
Ada'da, bir tek Türk askeri bile çekilmeksizin dengeler değişmiştir. Bize kimler neler söylüyor? Türk askerini çekin diyorlar bize. Bunu bize söyleyenler çok oldu. Biz bir tek Türk askerini çekmedik. Annan Planı'nda masaya oturduk, konuştuk, karşılıklı olarak herkes şartlara uyar, biz de şartlara uyarız dedik. Uymadıkça bizden bir şey beklemeyin dedik. Artık eller pençe divan duran bir iktidar yok Türkiye'de.
Avrupa Komisyonu Parlamenterler Meclisi Başkanı ve İKÖ Genel Sekreteri gibi şahsiyetlerin KKTC'yi ziyaretleri sağlanmıştır bu dönemde. Daha önce İslam Konferansı Örgütü'ne KKTC bir topluluk olarak katılıyordu. Ama şimdi Annan Planı'ndaki adıyla katılıyorlar. Kıbrıs Türk Devleti gözlemci üye sıfatıyla. Nereden nereye.
Alman Parlamentosu'nda 24 Mayıs 2007'de kısıtlamaların kaldırılmasını destekleyen bir karar alındı.
İngiltere'yle bu yönde ortak çaba gösterme konusunda mutabakata varıldı.
İtalyan siyaset adamları (Maurizio Turco ile Perduca Marco) KKTC vatandaşlığına geçmek için başvuruda bulunmuşlar ve başvuruları kabul edildi. Bunlar bu dönemde olan işler.
Bugün KKTC vatandaşları ABD, İngiltere ve Fransa başta olmak üzere, Orta Doğu, Orta Asya ve Uzak Doğu'da birçok (toplam 15 ülke) kendi pasaportları ile seyahat edebiliyorlar.
KKTC'nin yurt dışı temsilciliklerinin sayısı 14'e çıkmıştır.
KKTC'deki yabancı temsilciliklerin sayısı 7'ye yükselmiştir.
Türkiye'den KKTC'ye şimdi deniz altından su projesini tamamladık bitti. Şimdi de inşallah, Türkiye'den KKTC'ye denizin altından suyu gönderiyoruz. Şu anda bunun çalışmalarını yapıyoruz. İnşallah enerji hattını da döşeyeceğiz ve böylece KKTC ile ülkemiz arasındaki bağlar çok daha farklı. Artık enerjisi kesilen içme suyu olmayan bir Kuzey Kıbrıs olmayacak. Bunu da bitiriyoruz.
Değerli kardeşlerim ben tüm bu gelişmeleri, Kıbrıs üzerinden istismar siyaseti yürütenlere ithaf ediyorum. Hayırlı olsun.

Değerli kardeşlerim,
Bugün, Büyük Kongremizi, ülkemiz için son derece anlamlı bir yıldönümünde gerçekleştiriyoruz.
2002 yılsonunda iktidarı devraldık, 2004 sonuna kadar, Türkiye'yi, Kopenhag Kriterleri'ne karşılayan bir ülke konumuna yükselttik.
Bundan tam 4 yıl önce, 2005 yılı 3 Ekim'inde Türkiye Avrupa Birliği ile katılım müzakerelerine başladı. İmzaları attık.
1 yıl gibi kısa bir sürede 35 fasılda tarama sürecini tamamladık. Şu ana kadar 1 fasılda müzakereleri açtık ve kapattık, 10 fasılda ise müzakereler açıldı.
Türkiye'nin yarım asırlık Avrupa Birliği hayalinde en somut ve en çarpıcı gelişmeler bu dönemde, AK PARTi döneminde yaşandı.
Biz, Türkiye tarafı olarak, ülkemizin istikrar ve huzurunun kalıcı hale gelmesi, yaşam standartlarının, demokrasi standartlarının yükselmesi için, Avrupa Birliği Katılım Sürecine ilişkin yükümlülüklerimizi harfiyen yerine getiriyoruz.
Her dönem başkanlığında 2 faslın açılması, Türkiye'nin önüne yeni şartların konulması, deyim yerindeyse, maç sırasında kuralların değiştirilmesi, Avrupa Birliği'ne karşı soru işaretlerinin de artmasına neden olmuştur.
Ayrıca, Avrupa içindeki kimi ülke liderlerinin, tamamen populist kaygılarla Türkiye'yi tartışma konusu yapmaları da ülkemize yönelik ciddi bir adaletsizlik olarak tezahür etmiştir.
Büyük Kongremiz vesilesiyle şu hususu bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum: Hükümet olarak, Avrupa Birliği'ne katılım sürecini kararlılıkla sürdüreceğiz. Nitekim, Bakan düzeyinde bir Başmüzakereci atamış olmam da bu niyetimizin müşahhas göstergesidir, somut göstergesidir.
Biz, bize düşeni fazlasıyla yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz.
Eğer Avrupa bizim bu gayretimizi, bu iştiyakımızı görmemekte direnirse, önümüze yeni kurallar, yeni engeller çıkarmaya devam ederse, bu kendi bilecekleri iştir.
Ancak biz, kendimiz için, ülkemiz için, milletimiz için reformlarımızı yapmaya devam edecek, standartlarımızı yükselteceğiz. Bakınız bu arada, Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi için şimdi seçimler yapılıyor. Bu seçimlerle ilgili olarak Sosyal Demokratlar-Demokratlar arasındaki yoğun mücadelede, Liberaller arasındaki yoğun mücadelede evet, Milletvekilimiz Mevlüt Çavuşoğlu Bey, Antalya Milletvekilimiz, şu anda partisinin adayı konumuna geldi ve inşallah bir aksilik olması söz konusu değil ama inşallah Ocak sonundan itibaren Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin Başkanı ilk defa tarihinde, bir Türk olacak. O da Adalet ve Kalkınma Partisi'nden Antalya Milletvekilimiz Mevlüt Çavuşoğlu Kardeşimiz olacak.

Değerli gönüldaşlarım,
Türkiye'yi büyütmeye, Türkiye'yi yüceltmeye, Türkiye'nin itibarını yükseltmeye var gücümüzle devam edeceğiz.
Türkiye Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde üye olarak barışa hizmet ediyor.
Türkiye, G-20 gibi oluşumlarda küresel ekonomiye yön vermeye katkıda bulunuyor.
Türkiye, Medeniyetler İttifakı gibi Yüzyılın en önemli projelerinden birine eş başkanlık yapıyor.
Bugün Pekin'den New York'a kadar her yerde Türkiye konuşuluyor.
Bugün, Kabil'den Madrid'e, Sana'dan Kahire'ye, Beyrut'tan Melbörn'e kadar her coğrafyada Türkiye'nin onurlu duruşu konuşuluyor.
Bugün, dünya mazlumları arasında Türkiye'nin liderliği, Türkiye'nin ağırlığı konuşuluyor.
Aynı şekilde, benim yurtdışındaki vatandaşlarım, güçlü bir Türkiye'nin, lider bir Türkiye'nin, haksızlık karşısında dimdik duran bir Türkiye'nin vatandaşı olmanın onurunu yaşıyorlar.
Sevgili kardeşlerim,
AK PARTi, 3'üncü Büyük Kongresi için aslında çok anlamlı bir slogan belirledi.
Partimizi kurduğumuz andan itibaren gür bir sesle ifade ettiğimiz gibi, bugün de bütün yüreğimizle tüm Türkiye'ye, tüm dünyaya sesleniyoruz ve diyoruz ki:
Biz, birlikte Türkiye'yiz
Bu toprakları hep birlikte vatan kıldık.
Bu topraklarda hep birlikte tek bir millet olduk.
Çanakkale'de, Sakarya'da, Dumlupınar'da omuz omuza bu toprakları savunduk, yan yana şehit düştük.
Biz şehitlerimizle Türkiye'yiz...
Biz gazilerimizle Türkiye'yiz...
Biz, türkülerimizle, şarkılarımızla, halayımız, horonumuz, zeybeğimizle Türkiye'yiz.
Ortak kaderimizle Türkiye'yiz, ortak ideallerimizle, ortak geçmişimiz ve ortak geleceğimizle Türkiye'yiz.
Değerli kardeşlerim, 72 milyon vatandaşımın her biri, bu ülkenin asli unsurudur, burada özellikle sizlerden rica ediyorum. Bu kısımlar özellikle çok çok önemli. Hepsi bu ülkenin vazgeçilmez temel taşıdır, her biri bu ülkenin birinci sınıf vatandaşıdır.
Şunu tüm samimiyetimle, bütün hasbiliğimle ifade ediyorum:
Bu ülkenin tarihinden, Ahmet Yesevi'yi, Hacı Bektaş-ı Veli'yi, Pir Sultan'ı, Hacı Bayram Veli'yi çıkartmaya kalkarsanız, onları görmezden gelirseniz, onları yok sayarsanız, bu ülke öksüz kalır, yetim kalır, köksüz ve dayanaksız kalır.
Yunus Emre'siz bir Türkiye dilsiz kalır.
Mevlana'sız bir Türkiye ruhsuz kalır.
Sabahat Akkiraz'a kulak vermeyen, dinlemeyen Türkiye Türküsüz kalır.
Tatyos Efendi'yi yok sayan Türkiye'nin besteleri yarım kalır.
Cem Karaca bu ülkenin hasretini çektiği kadar, bu ülke de Cem Karaca'nın hasretini çekti. "Hoşçakalın İki Gözüm" diyen Ahmet Kaya'ya vefa göstermeyen Türkiye'nin şarkıları eksik kalır.
Nasıl Mehmet Akif'siz bir Türkiye tahayyül edilemezse, değerli kardeşlerim onun o ruh dünyasındaki anlayış bizim için ne denli saygınsa, evet bizler bütün bu şiir dünyamızdan, edebiyat dünyamızdan gelip geçenlere aynı şekilde o saygıyı duymalıyız. Onun için Nazım Hikmet'siz bir Türkiye eksik sayılır.
Seversiniz, sevmezsiniz, beğenirsiniz, beğenmezsiniz, görüşlerini kabul edersiniz, etmezsiniz... Ama Ahmedi Hani'siz, Bitlisli Said-i Nursi'siz bir Türkiye'nin maneviyatı noksan kalır.
Biz, bu ülkenin tüm renkleriyle, bütün çiçekleriyle, bütün kokularıyla, dağları, taşları, ırmaklarıyla Türkiye'yiz. Bunu böyle bilmeliyiz.
İşte AK PARTi'yi bir Türkiye partisi yapan bu kucaklayıcı tavrıdır.
AK PARTi'yi, Türkiye'nin 7 coğrafi bölgesinde birinci parti yapan engin gönüllü bakış açısıdır.
Mevlana'ya kulak verdik, "gel, ne olursan ol, yine gel" dedik.
Hacı Bektaş'ı Veli'ye kulak verdik, "Bir olalım, iri olalım, diri olalım" dedik.
Pir Sultan Abdal'a kulak verdik, "gelin canlar bir olalım" dedik.
Yunus'a kulak verdik, "gelin tanış olalım" dedik.
Kimseyi Sünni olduğu için değil, kimseyi Alevi olduğu için değil, Türk, Kürt, Çerkez, Laz, Tatar, Abaza, Arap, Roman, Musevi, Rum, Ermeni olduğu için değil; herkesi insan olduğu için sevdik.
Biz bu terbiyeyi, biz bu adabı "Yaradılanı severiz, Yaradandan ötürü" diyen Yunus'tan aldık.
Biz bu terbiyeyi, Çanakkale'de düşmanına dahi kahve ikram edebilmeyi başarmış Mehmetçik'ten, şehitlerimizden, gazilerimizden aldık.
Onun için kimsenin bu ülkede bir başkasını dışlamaya hakkı olamaz.
Bu ülkenin hamurunda dışlamak yoktur.
Bu ülkenin hamurunda ötekileştirmek yoktur. Geçmişte yanlışlarımız varsa bunları bir tarafa koyalım, bir milat, yeniden yola koyulalım.
Bu topraklar Anadolu'dur... Bu topraklar anaçtır, bu topraklar ana kucağı gibi herkese sevgiyle, şefkatle, merhametle kollarını açar...
Bu topraklarda kimsenin bir başkasını ötekileştirmeye, dininden, mezhebinden, milliyetinden, etnik kimliğinden ötürü bir başkasını dışlamaya, hor görmeye hakkı olamaz.
Bu topraklarda hoş görülmeyen yegane şey, hoşgörüsüzlüktür.
Tahammül edilmeyen yegane şey, tahammülsüzlüktür.
Biz, binlerce yıldan bu yana bu toprakların üzerinde yankılanan sese kulak veriyor, binlerce yıldan bu yana bu toprakları şekillendiren kardeşlik ruhunu benimsiyoruz...
Bizim kitabımızda sınıf çatışmalarına yer yoktur.
Bizim kitabımızda mezhep çatışmalarına yer yoktur...
Bizim kitabımızda kavmiyetçi çatışmalara yer yoktur.
Bizim kitabımızda memleketin bir bölgesini fazla, bir bölgesini eksik sevmek yazmaz, 780 bin kilometrekarenin tamamı bizim için aynı statüdedir, vatandır.
72 milyon vatandaşımız bizim için aynı statüdedir, hepsi eşittir, hepsi birinci sınıf vatandaştır.
Unutmayalım ki, mutlak hürriyetin, mutlak özgürlüğün tesisi, ancak herkesin kendini emniyette hissetmesiyle mümkündür.
Güvenliğin olmadığı yerde özgürlükten, hürriyetin olmadığı yerde emniyetten söz edemeyiz.
Biz siyasetimizi bu iki denge üzerinde inşa ediyoruz.
Onun için bugüne kadar, etnik ayrımcılık yapmadık, yapmıyoruz, yapmayacağız.
Dinsel ayrımcılık yapmadık, yapmıyoruz, yapmayacağız.
Bölgesel ayrımcılık yapmadık, yapmıyoruz, yapmayacağız.
Bütünleştirici, birleştirici, kaynaştırıcı bir siyaset istiyoruz.
Bütünleşmiş, birleşmiş, kaynaşmış bir Türkiye istiyoruz.
Bunu başarmak bizim elimizde.
Bunu başarmak iktidarıyla, muhalefetimizle, anayasal kurumlarımızla, sivil toplum örgütlerimizle, sanatçılarımız, bilim adamlarımız, akademisyenlerimizle bizim elimizde...

Değerli kardeşlerim, ne diyoruz biz? Ey muhalefet hepiniz gelin, ne diyeceksiniz açık ve net söyleyin. Bu sorunlar var mı ülkemizde? Sorun alanları var mı ülkemizde? Bu sorun alanlarını biz siyasiler ortadan kaldırmayacak mıyız? Kaldıracağız. Pekiyi ne güne duruyorsunuz? Daha gecikelim mi? Eğer, sizin iktidara gelmenizi bekliyorsanız, bu millet sizi iktidara getirmez ve getirmeyecektir. Ben öyle görüyorum. Çünkü bu anlayışla vatandaşına yaklaşanları bu millet iktidara getirmez, bilin. Bu sorun alanlarını beraber çözelim. Bunları ortadan kaldıralım. Mesele, gelin üzümü beraber yiyelim. Ama derdiniz sizin bağcı dövmekse, benim milletim size bağcıyı dövdürmez. Onun için bu yolculuğu kararlı bir şekilde sürdüreceğiz. Onun için durmak yok yola devam diyoruz, devam edeceğiz. Değerli Kardeşlerim, işte burada size özellikle hafıza kayıtlarınıza kazınmasında fayda görüyorum. Bakınız, biz bu ülkenin partisiyiz. Dört seçimde de biz bunu gösterdik.
Değerli Kardeşlerim, 22 Temmuz seçimlerinde, Türkiye'nin 81 vilayetinin 80'inden milletvekili çıkaran yegane parti AK PARTi'dir.
22 Temmuz seçimlerinde, AK PARTi'nin oy oranı, Güneydoğu Anadolu bölgesinde yüzde yaklaşık rakamları veriyorum 52, Doğu Anadolu bölgesinde ise yüzde 54 oldu. Yani AK PARTi her iki bölgede de oyların yarıdan fazlasını aldı.
AK PARTi Doğu Anadolu'da toplam 57 milletvekilliğinin 43'ünü, Güneydoğu Anadolu'da ise 54 milletvekilliğinin 37'sini kazandı.
Doğu Anadolu'da bağımsızlar 9, CHP 3, MHP ise sadece 2 milletvekili çıkardı.
Güneydoğu'da ise bağımsızlar 13, CHP 3, MHP 1 milletvekili çıkarabildi.
Aynı tablo, 29 Mart 2009 seçimlerinde de hemen hemen tekrar etti.
Doğu ve Güneydoğu bölgemizde bulunan 23 ilimizde, AK PARTi ortalama yüzde 40 oy oranına ulaşarak yine birinci parti oldu.
Buna karşılık, AK PARTi'nin bölgedeki en yakın takipçisi DTP ise yüzde 25 oy oranına ulaşabildi.
CHP bölgeden yüzde 8, MHP ise yüzde 7 oy alabildi.
Şimdi, bu tablo son derece önemli...
Bu tablo şunu gösteriyor... Bu ülkenin Batısı da, Doğusu da, Kuzeyi ve Güneyi de AK PARTi'ye umut bağlıyor, AK PARTi'nin kendisini hayal kırıklığına uğratmadığına, uğratmayacağına inanıyor ve emaneti gönül huzuruyla AK PARTi kadrolarına yüklüyor.
AK PARTi'nin kadroları, Edirne'nin, Tekirdağ'ın, İstanbul'un, Kocaeli'nin, Yozgat'ın, Çankırı'nın, Çorum'un, Kırşehir'in sorunlarını çok iyi bildiği, çok iyi takip ettiği gibi, Diyarbakır'ın, Muş'un, Bitlis'in, Tunceli'nin, Şanlıurfa'nın, Mardin'in, Batman'ın, sorunlarını da çok iyi biliyor ve çok yakından takip ediyor.
AK PARTi'nin kadroları, Aydın'ın, Muğla'nın, İzmir'in, Antalya'nın, Afyon Karahisar'ın, Rize'nin, Trabzon'un, Hatay'ın sakinleriyle iletişim kurabildiği kadar, Iğdır'ın, Ağrı'nın, Şırnak'ın, Hakkâri'nin, Van'ın sakinleriyle, oralardaki vatandaşlarımızla da iletişim kurabiliyor, gönül köprüsünü oralarda da inşa edebiliyor.
Ülkenin bir meselesi varsa, AK PARTi'nin ona sırtını dönme seçeneği asla ve asla yoktur.
Ülkemde kanayan bir yara varsa, AK PARTi'nin ona ilgisiz kalma, alakasız kalma lüksü asla ve asla yoktur.
Değerli Kardeşlerim, ülkemin her bir ferdinin meselesi benim meselemdir. Değerli Kardeşlerim, işte bu ülkeye vatandaşlık bağıyla bağlı her bir kardeşimin meselesi benim meselemdir dedik.
İşte onun için şimdi Milli Birlik diyoruz.
Onun için şimdi Demokratik açılım diyoruz.
Türk kardeşimin meselesi de benim meselemdir. Kürt kardeşimin meselesi de benim meselemdir. Laz kardeşimin, Boşnak kardeşimin, Arnavut kardeşimin meselesi de benim meselemdir. Suni Alevi kardeşimin meselesi de benim meselemdir. Her bir vatandaşımın meselesi benim meselemdir. Biz bu yola böyle çıktık. Değerli Kardeşlerim, tabi Türkiye'yi zihinlerinde, siyasetlerinde, teşkilatlarında bölenler bizi, Türkiye'yi itham etmekle hiçbir zaman bir yere varamazlar ve itham edemezler.
Değerli Kardeşlerim, 30 yıldır bu ülkenin ne Batısında, ne doğusunda annelerin feryadı duyulmadı.
Evladını yitirmiş annenin ne hissettiği anlaşılmadı.
Doğurduğu, emzirdiği, üzerine kol kanat gerip büyüttüğü yavrusu, ay yıldızlı bayrağımıza sarılmış tabut içinde gelen Annelerin acısı paylaşılmadı.
Anadolu türküsü ne diyor...
Eledim eledim, höllük eledim...
Aynalı beşikte canan, bebek beledim
Büyüttüm besledim, asker eyledim
Gitti de gelmedi canan, buna ne çare

Bir güzel simadır aklımı alan
Aşkın sevdasını canan, sineme çalan
Bizi kınamasın, ehli dil olan
Gitti de gelmedi canan, buna ne çare
İşte mesele bu. Değerli kardeşlerim, büyüttüm besledim asker eyledim. Gitti de gelmedi canan buna ne çare? Mesele işte bu türkünün, bu ağıtın, bu yakarışın karşılığını bulmak. Öyle meydanlarda hamasetle bu iş çözülmüyor. Onun için diyoruz ki ne biliyorsan gel, onu söyle. Hizmetkârın olalım, doğruları paylaşalım. Beraber bunu ortadan kaldıralım diyoruz. Bildiğimizi, düşündüğümüzü dayatalım demiyoruz, gel beraber yapalım diyoruz. Onun için de değerli kardeşlerim İçişleri Bakanımızın Koordinasyonunda bugüne kadar çalıştık, çalışıyoruz.
11 Ağustos'ta partimizin grup toplantısında da ifade ettim:
Doğudaki Anne ile Batıdaki Anne, gencecik yavrularının mezarı başında aynı Fatiha'yı, aynı Yasin'i okuyorsa, aynı ağıdı yakıyorsa, cemaat aynı kıbleye yöneliyorsa, buna rağmen bu acılar yaşanıyorsa, burada ama burada çok ciddi bir yanlış vardır.
Herkes, çözümü devletten bekliyorsa, herkes çözümü siyasetten bekliyorsa, buna gözünü yummak, buna duyarsız kalmak akıl karı mıdır? Böyle bir yaklaşım, demokrasiden başka, siyasetten başka, hukuktan başka kapıların açılmasına seyirci kalmak demek değil midir? Soruyorum sizlere.
İşte AK PARTi, her meselenin siyaset içinde, hukuk içinde, demokrasi içinde konuşulabileceğini, tartışılabileceğini, çözülebileceğini düşünüyor.
Biz, Türkiye'nin her sorunu hal yoluna koyabilecek bir donanıma, bir birikime ve bir özgüvene sahip olduğuna inanıyoruz.
Biz, son derece halis duygularla, son derece samimi hislerle, son derece hasbi niyetlerle yola çıktık.
Sevgili kardeşlerim bakınız burada iki şey var: Bir, hesabi olanlar var. İki, hasbi olanlar var. Hesabi olanları milletim hesaba çekecektir ama hasbi olanları da benim milletim her zaman olduğu gibi, mükâfatlandıracaktır. Annelerin göz yaşını dindirmekten, babaların yürek sızısını gidermekten başka hiçbir gayemiz yok. Kimse AK PARTi'ye AK PARTi İktidarına, ülkeyi bölüyorsunuz diyemez. Bunu diyenler AK PARTi'ye en büyük bühtanı yapmış olurlar. Daha ağır konuşamıyorum.
Bu ülkeyi, 780 bin kilometrekaresi ile 72 milyon vatan evladıyla arşınlayacaksın, metrekaresine kadar ulaşacaksın, dağ taş demeyeceksin, Köydes projesiyle yolu olmayan, suyu olmayan yerlere ulaşacak, orada vatandaşınla kucaklaşacaksın, ondan sonra da sen bölücü olacaksın öyle mi? Kaç kere gittin acaba oralara? Tanır mısın oraların yollarını? Hiç gittin mi? Kucakladın mı? Sarıldın mı? Okşadın mı? Derdin nedir sordun mu? Yok, yok yok... Ama utanmadan sıkılmadan bir de kalkacaksın diyeceksin ki Türkiye'yi bölüyorlar. Türkiye'yi asıl bölen sizsiniz siz. Ta kendiniz. Bu ülkeyi yıllarca maalesef etnik ifadelerle böldünüz. Hiçbir zaman kucaklayamadınız. Ama biz, evet az önce söyledim gene söylüyorum: Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Gürcüsüyle, Romanıyla istisnasız, bütün vatandaşlarımı aynı şekilde yaratılanı yaratandan ötürü sevmek anlayışıyla kucaklıyor ve seviyorum. Seviyorum. Ayırmak yok. Ama ne dedim, unutmayın. Etnik kimlikler alt kimliktir dedim. Bir de bizim üst kimliğimiz var. O da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıdır dedim. Burada da birleşeceğiz. AK PARTili işte budur. Böyle bakar olaylara. Böyle yaklaşır, böyle kucaklar bütün vatandaşlarını. Biz böyle yürüyoruz. Böyle yürüyeceğiz. Öyle mi Diyarbakırlı bacım? Öyle değil mi? Öyle... Diyarbakır'daki bütün bacılarımıza bunları böyle anlatıyor musunuz? Anlatıyorsunuz değil mi? Zılgıt o zaman zenginleşir. O zaman güç kazanır. Tamam. Bunu böyle yürüteceğiz. Kapı kapı anlatacağız.
Değerli kardeşlerim, bu süreci bu şekilde sürdürürken yılmadan, usanmadan inşallah şu parlamentoda bunu gündeme taşıdıktan sonra önce Milletimizin vekilleriyle bunu müzakere edeceğiz. Milletimizin vekilleriyle müzakere ettikten sonra da, bütün Türkiye'yi dolaşmaya başlayacağız. Bütün Türkiye'de bunu konuşacağız ve iki aydır İçişleri Bakanımız bu konuda koordinatör olarak görevini yapıyor ve bütün sivil toplum örgütleriyle, siyasi partilerle, parlamento içi, parlamento dışı, düşünce gruplarıyla, yazılı görsel medyanın temsilcileriyle, bu konuda söyleyecek bir şeyi olan kim varsa, akademisyenlerle, herkesle görüşmeler yapıldı, yapılıyor. Ve değerli kardeşlerim, tabi ki ortaya şu anda havuzda bir şeyler birikti, birikiyor. Ve daha önce de söyledim bu kongremizden sonra MHP kararını açıkladığı için ret cevabını da zaten bakanıma verdiği için gerek yok, CHP yazılı cevap vermediği için ben bir yazılı kendilerinden davet isteyeceğim. Verirle veya vermezler. Vermeleri halinde gideceğim konuşacağım kendileriyle ve konuştuktan sonra da ona göre de yolumuza devam edeceğiz. Biz bu konuda bağcıyla uğraşmıyoruz. Bizim tek derdimiz bu ülkede evet, barışın, özgürlüğün markası olan, barışın özgürlüğün marka olduğu, kardeşliğim marka olduğu, üzümü yemektir. Bunu yapacağız.
Değerli kardeşlerim, slogan atarak, iftira atarak, ağır ithamlarla, süreci tahrik ederek, açılımları baltalamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Ah kardeşlerim ah!
Cenaze törenlerinden futbol tribünlerine kadar neler yaptıklarını görüyorsunuz değil mi? Değerli kardeşlerim bu provokasyonları kimler ne için yapıyor bunları milletim biliyor.
Ve değerli kardeşlerim, futbolu dahi tahriklerine alet edecek kadar ileri gittiler. Cenazelerimizde bizim slogan atılmaz. Cenazelerimizde bizim bağırıp çağırılmaz. Cenazelerimizde bizim tekbir dahi getirilmez. Bunları biz bu işin ehli olanlardan öğrendik. Ama ehli olanlar musallanın başında söylemelerine rağmen onlar bakıyorsunuz kendilerine has sloganlarıyla kendilerine has işaretleriyle oradan kendilerine siyasi rant devşirme gayreti içerisine giriyorlar. Ve maalesef cenaze namazına da durmazlar bunlar. Sadece oradan bu şekilde bağırırlar. Şehide saygın varsa gel görevini yap. Bırak slogan atmayı. Bırak orada bu işin adabı içerisinde olmayan şeyleri yapmayı. Bütün bu yaşanan olumsuzluğu biz hep sabırla karşıladık. Hala sabırla karşılamaya devam ediyoruz ve devam edeceğiz. Çünkü bizler hiçbir zaman kötüyü kendimize örnek almayacağız. Yapılan ayrımcılığı, yapılan haksızlığı adeta onaylayan bir suskunluk ve pişkinlik içindeler. Ve şunu söyleyeyim şu statlarda atılan her gol, bu hareketle bu tavırla kendi kalemize atılacaktır. Orada atılacak her gol, kendi kalemize atılacaktır.
Orada atılacak her gol, bizi küme düşürecektir.
Orada atılacak her gol, düşmanlığın, çatışmanın, ayrışmanın hanesine yazılacaktır.
Gelin, kardeşlik adına, dostluk adına, birlik ve beraberliğimiz adına gol atalım.
Zorlu bir süreçteyiz, zor bir dönemeçteyiz, sabır isteyen, soğukkanlılık isteyen, suhulet isteyen bir değişim sürecindeyiz.
Terör piyasasından nemalananlar, kirli oyunlarını sergilemeye devam edecekler.
Biz o oyunları hep birlikte bozacağız, millet olarak, elele, gönül gönüle bozacağız. Ve bu Demokratik Açılımın içinde öncelikli terör sorunu var. Bütün sorun alanları var. Etnik unsurların sorunları var. Azınlıkların sorunları var. İşsizlik sorunu var. Ülkelerle olan sorunlarımız var. Aklınıza ne geliyorsa tüm sorun alanları evet, bu açılımın içerisinde yer alacak. İnanç gruplarına ait sorun alanları var. Hepsi bunun içinde yer alıyor.
Benim aziz milletinden ricam şu: Kışkırtmalara, tahriklere, galeyana prim vermeyin, fitne ve fesadı aranızda barındırmayın.
Bizim yolumuz barış yoludur, yolumuz kardeşlik yoludur.
Allah'ın izniyle, milletimizin hayır dualarıyla biz bu kardeşlik sürecini nihayete erdireceğiz.
Göreceksiniz, Türkiye kazanacak, Türkiye'nin 81 vilayeti kazanacak, 780 bin kilometrekarelik vatan topraklarının her bir karışı kazanacak. Bunu böyle biliniz.
Değerli kardeşlerim,
Bizim samimiyetimizi sorgulayanların, bizim vatan ve millet sevgimizi istismar konusu haline getirenlerin Cemaziyel Evvelini sizler de, aziz milletim de çok iyi biliyor.
Ben, onların bu vatan için ne yapmadıklarını, ne yapamadıklarını anlatacak değilim.
Bizim yaptıklarımız, bizim bu ülkeye kazandırdıklarımız, bizim bu ülke için ürettiklerimiz, her şeyi açık bir şekilde, net bir şekilde ortaya koyuyor.
İşte TRT Şeş, işte TRT Türk, işte TRT Avaz. Şimdi Tüm Ortadoğu'da Arap Dünyasına seslenen TRT kuruluyor. O da yayına başlıyor. Nereden nereye... Ah kardeşlerim ah! Sadece şu Güneydoğu'da OHAL olağanüstü hal kaldırılsın, her şey yeter dedikleri zaman kimse buna inanmıyordu. AK PARTi iktidarı olağanüstü hali kaldırdı mı? Kaldırdı. Fakat şimdi kimse bunu konuşuyor mu? Konuşmuyor. Özellikle ben tüm kardeşlerime sesleniyorum. Bunları unutmayın. Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür. Hep bunlar unutuluyor. Bunlar anlatın. Anlatacaksınız. Dünyanın 26'ncı ekonomisiydik. Şimdi 17. ekonomisiyiz. Nereden nereye geldik. Değerli kardeşlerim yüzde 63 faizle devlet borçlanıyordu. Şimdi tek haneli rakama indi. Faiz yüzde 30'du. Buyurun, dün açıklandı yüzde 5,2 küsura geldi. Yüzde otuzdan buraya. Enflasyon canavarı ne olacak diyenler bunu konuşsunlar. Ah kardeşlerim Ziraat Bankası benim tarımcı kardeşime yüzde 59'la kredi veriyordu. Yüzde 59! Şimdi bak nerde? Sıfırdan aldık 13'e kadar ayrı bir grup, 17 ayrı bir grup.
Değerli Kardeşlerim, aynı şekilde Türkiye'nin borcu yüzde 73'tü. Şimdi dünyadaki krize rağmen. Buyurun yüzde 45 civarı. Bakınız nereden nereye. Daha aşağılardaydı bu krizde biraz tırmandı. Şimdi diyorlar ki efendim Türkiye'de işsizlik aldı başını gidiyor. İnsaf ya. Ayıptır ayıp. Dünyanın en gelişmiş ülkesi Amerika, şu anda işsizlik nerede biliyor musunuz? Yüzde 10' dayandı. Amerika Amerika! İşsizlik 10'a dayandı. Avrupa'nın en güçlü ülkelerinden İspanya. İşsizlik nerede biliyor musunuz? Yüzde 19'a dayandı. Nerde? Biz 10,7'de aldık şu anda 13. Bütün bu krize rağmen. Vicdan sahibi olan bunu görür. Ve Türkiye'de biz mücadelemizi, kavgamızı sağlam veriyoruz. Bak bankalar hep battı oralarda. Adam diyor ki, Türkiye şu kadar borçlandı. Yok, yok biz borcumuzu azalttık. Şu anda Amerika'nın borcu ne biliyor musunuz? 1.5 trilyon dolar. Bak nerde? Sen bunu görüyor musun? Haberin var mı bundan? Japonya'nın gayri safi yurt içi hâsılaya borç oranı ne biliyor musunuz? Yüzde 250. Bunların bundan haberi yok. İleri geri konuşuyor. Bütün bunlara rağmen, dünyada bu örnekler ortada. Adam kalkıyor, bizi bu şekilde güya halkımıza anlatıp duracak. Bütün bu gerçekler ortada. Daha ideal olması mümkün değil mi? Olacak inşallah. Onun kavgasını veriyoruz. Onun mücadelesini veriyoruz. Ama nereden nereye geldiğimize de lütfen bir bak. Allah aşkına 7 yıl önce şu göreve başladığımızda asgari ücret ne idi şimdi ne oldu? Buna bir bak. Daha iyi olacak. Şurada sadece toplu konutla yaptığımız konut sayısı, düşünebiliyor musunuz? Şu anda inşaatı devam eden konutlar 380 bini aştı. Yaklaşık 280 bin konutu sahiplerine teslim ettik. Şimdi yeni bir adım daha atıyoruz inşallah biliyorsunuz, artık peşinatsız ayda 100 lira gibi, o civarda bir taksitle inşallah fakir fukara garip gurebaya 45 metrekarelik daireler. Ama tam bir fakir fukara. Bunları süratle yapacağız. İlk hedefte 50 bin bunu 100 bine çıkaracağız ve süratle bu konutları yapacağız. Niye? Çünkü biz sosyal devletiz. Sokakta benim vatandaşım ü çirkin görüntülerin içinde olmamalı. Bu tür donatımlı, donanımlı sitelerin içerisinde benim vatandaşımın oturma hakkı var. Çünkü biz onlar için varız. Onların hizmetkârıyız. Bunu başaracağız.
Bakınız değerli kardeşlerim, biz bir yerde kalmadık. Dünyanın her yerinde iş adamlarımızla varız. Dünyanın şu anda müteahhitleri arasında Türk müteahhitleri kaçıncı sıraya çıktı biliyor musunuz? İkinci sıraya çıktı. Şu anda Çin'in arkasından Türk müteahhitleri dünyada ikinci sırada. Bunlar durup dururken olmadı. Ve biz Türkiye'de kalmadık. Türkiye'nin dışına çıktık. Ta Moğolistan'a gittik. Ve Moğolistan'da Orhun Anıtları'nı müze haline getirdik. Fakat havaalanı falan yok ha, tarla var. Uçakla tarlaya indik. Beşir üyeyle beraber tarlaya indik. Tarlada baktık inekler otluyor, uçağın geldiğini görünce kaçmaya başladılar. Ve oraya indik. Ve ondan sonra adeta bir çöl safarisi yaptık. Yaklaşık 42 kilometre. 42 kilometre! Hani şimdi bu milliyetçiyim diyenler var ya. Hiç oralara acaba gitmişler mi? Sadece bol bol nakarat yapmışlar. Biz yerine gittik. Karakurum'dan Orun Abideleri'ne kadar olan o bölgenin dedik yolunu yapacağız. Ve o 42 kilometrelik yolu yaptık. Açılışına gittik, fakat açılışında Türkiye'deki bazı gelişmeler sebebiyle ben döndüm, O zaman Başbakan Yardımcım Hayati Bey ve Milliyetçi Hareket Partisi'nden bir arkadaşımız da yanında olmak suretiyle gidip o yolun açılışını yaptılar. Ve şimdi artık Karakurum-Orhun Abideleri arasına bir şekilde gidiliyor. Biz buyuz. Milliyetçilik budur. Bunların dediği gibi kuru milliyetçilik değil, kafatası milliyetçiliği değil, hizmet milliyetçiliği hizmet! Biz buyuz. Biz burada varız.
Biz Makedonya'da Mustafa Paşa Camii'nin restorasyonunu bitirme aşamasına getirdik.
Priştina'da Fatih Camii'ni biz restore ettik.
Kosova'da, Murat Hüdavendigar türbesi'ni restore ettik, yeniden günyüzüne çıkarttık.
Kırım'da Zincirli Medrese ve Sultan Giray Han Türbesine biz sahip çıktık, restorasyonlarını yaptık, bitirdik. Orada Kırım'daki kardeşlerimize konutlar yaptık, sahiplerine teslim ettik.
Konya'da Selimiye Külliye'sini, Beyşehir Eşrefoğlu Külliyesi'ni, Akşehir Ulu Camii'ni ve değerli kardeşlerim Sahip Ata Medrese ve camii'ni tamir ettiğimiz gibi; Bosna'da Drina Köprüsü, Trablusşam'da Mevlevihane, Şam'da Süleymaniye Külliyesi'ni biz yeniden inşa ediyoruz.
Kudüs'te Mescid-i Aksa içindeki Kubbetüs Sahra'nın çinilerini biz yeniliyoruz.
Yine Kudüs'te, Yusufiye Osmanlı mezarlığının çevre düzenlemesini de biz yaptık.
Değerli kardeşlerim, Afganistan'da 50 den fazla okul, 11 hastane, 168 su kuyusu, köprü, yol, meslek lisesini biz yapıyoruz.
İstanbul'da Fetih Müzesi'ni yaparken, Çanakkale'yi unutmadık. Şimdi inşallah Çanakkale'de orada muhteşem bir müzeyi yapıyoruz, yapacağız. Şehitliklerimizi, şehitlerimize yaraşan, Çanakkale ruhuna yaraşan şekilde evet yeniden düzenliyoruz.
Değerli kardeşlerim, tabi ben konuşulacak çok şey var. Sizleri ben daha fazla yormak istemiyorum. Baya uzadı. Yaklaşık 2 saate geliyor. Ama şöyle son birkaç kelimeyle gerçi ekranda da izledik. Merkez Bankası'nın para rezervi 26,5 milyar dolardı. Kimden devraldık bu hükümeti? MHP'den, ANAP'tan ve DSP'den. 26.5 milyar dolar. Şimdi ne var? 70 milyar dolar.
Değerli kardeşlerim IMF'e borç 23,5 milyar dolardı. Aynı hükümetten devraldık. Şimdi ne var? Şu anda 7,5 milyar dolar borç var. Bilemedin 8. Kur farkları sebebiyle. Bakın nerede? Onlar borçlandı biz ödedik. Onlar boşalttı biz doldurduk. Farkımız bu. O hani yapılan yatırımlarla ilgili gördüğünüz film var ya, yaptıklarımızın bir kısmı ha. Tamamı değil. İnşallah şimdi bir buçuk saatlik bir belgesel hazırlıyoruz. Bu belgeselde onu bütün ülkemize inşallah duyuracağız. Bakın İstanbul'da şu anda IMF ve Dünya Bankası toplantısı yapılıyor. Ben şimdi buradan İstanbul'a yetişeceğim. 6'sında resmi açılışını yapıyoruz. 13 ayda, yerin altında 127 bin metrekarelik İstanbul Kongre Merkezi'ni yaptık. 13 ayda. Fiyat 330 milyon TL. Değerli kardeşlerim tarihte ecdadımızın bu tür yaptıkları vardı şimdi de biz yapıyoruz. 13 ay. Öyle 25 yıl önce temelini at, ortada kalsın yok böyle bir şey. 15 yıl önce temelini at ortada kalsın yok böyle bir şey. Temelini attık, tarihi verdik ve bitirdik. IMF diyor ki, ya biz bunun biteceğine inanmıyorduk. Hatta buradan alıp başka yere de götürmeyi düşündük diyorlar. E işte Türkiye'yi tanıyın. Onun için de bir an önce bu IMF işini bitirin. Bunu dedik. Hiç müzakeresini yapmayacağız. Hayırlısı olsun dedik. Ve değerli kardeşlerim şimdi orada, o 127 bin metrekarenin içinde 3500 kişilik bir ana toplantı salonu var. 1500 ile 500 metrekare arası toplantı salonları var. Aynı anda ikili görüşmelerin yapılabileceği 850 adet görüşme odası var. Ayrıca ikram mahalleri falan ayrı. Çevre düzenlemesi her şeyiyle apayrı. Değişti ve tam bir kongre merkezi oldu. Tabi Turizm Bakanlığımız da bu ara yani baya toparladı. Yani rakamlar ciddi manada yükseldi. Sadece odaların rakamı 700 avroya çıkmış. 700 avro. Çünkü yer yok. Talep fazla arz yok. Onun için de İstanbul'da otel yatırımlarına da talep bundan sonra daha da fazlasıyla artacaktır diye düşünüyorum.
Değerli kardeşlerim bütün bunların yanında inşallah eğitimde attığımız adımlar devam edecek. Bildiğiniz gibi 133 bin derslik bu dönemde yapıldı. Üniversitesi olmayan ilimiz kalmadı. Her ilimizde üniversite var. Göreve geldiğimizde 45 lira alıyordu benim öğrencim, şimdi 180 lira alıyor. Nereden nereye...
Kredi yurtlar kurumu olarak yoğun bir şekilde yurt yapımlarını devam ettiriyoruz, devam ettireceğiz.
Sağlıkta; değerli kardeşlerim hastaneler her ilimizde hamdolsun var. Hakkâri'nin Yüksekova'sında 150 yataklı modern bir hastane, merkezinde 150 yataklı modern bir hastane, aynı günde açılışlarını yaptım...
Değerli kardeşlerim şu anda Türkiye'nin 15 noktasında 17 ambulans helikopter var. Bunlar tam donanımlı ambulans helikopter. Şimdi iki tanede jet alıyoruz. Yılbaşında ihalesini yaptık, iki tanede jet ambulans geliyor ve bunlarla da uluslar arası hasta taşımacılığını yapacağız ve Türkiye şu anda bölgesinde, hata Avrupa'daki ülkelerle sağlıkta yarış edecek noktaya geldi. Artık benim vatandaşım, Ayşe bacım, Fatma bacım artık gidip hastanenin standında kuyrukta beklemiyor. İstediği eczaneden ilacını alıyor mu? Alıyor. Bunlar bu dönemin ortaya koyduğu gerçekler. Biz onların baktığı gibi bakmadık, biz Kanuni gibi baktık;
"Halk İçinde Muteber Bir Nesne Yok Devlet Gibi, Olmaya Devlet Cihanda Bir Nefes Sıhhat Gibi" dedik ve bir sağlıklı nefese milleti feda edebilen bir anlayışla baktık ve onun için bu adımı attık.
Adalette; 117 adalet sarayını tamamladık. Mahkemelerimizi bodrum katlarından, yeni, modern binalara taşıdık. Bu arada yasal değişiklikler üzerinde durmayacağım. Emniyet saraylarımız aynı şekilde, enerjide aynı şekilde...
KÖYDES'te; yol, su elektrik... Köylerimizin artık büyük bir kısmına hamdolsun ulaşmış vaziyette.
Tarımda artık ithal bir ülke konumunda değiliz, ihraç eden bir ülke konumundayız. İnşallah bunlarda da çok daha iyi bir konuma geleceğiz.
Ulaştırmada; göreve geldik 6 bin kilometre bölünmüş yol vardı Türkiye'de. Cumhuriyet tarihinde 79 senede değerli kardeşlerim 6 bin kilometre. Şimdi biz bunun üzerine şurada 7 yıl içerisinde 10 bin 500 kilometre bölünmüş yol ilave ettik. Bu öyle yan gelip yatarak olacak iş değil. Bunlar çalışarak oluyor...
İşte hızlı tren buyurun; hızlı treni konuştuğumuz zaman ‘bunlar ne diyor' diyorlardı. Şimdi Eskişehir-Ankara arası bitti. Şimdi Eskişehir-İstanbul arasının yapımı devam ediyor. Geçenlerde ramazanın son iki gününde gittik ve bakanımla beraber inşaatı, çalışmaları bir takip edelim dedik. Baktık ki dağlar deliniyor, viyadükler döşeniyor ve hızla devam ediyor. İnşallah belirlenen sürede olabilecek. Böylece İstanbul-Ankara arası iki buçuk saate inecek. İş bilenin kılıç kuşananın...
Aynı şekilde bölünmüş yol; Bozüyük'ten Sakarya'ya, ölüm virajları hamdolsun kalktı ve şimdi oranında açılışının hazırlıkları yapılıyor, bu ay sonunda da inşallah bölünmüş yolun açılışını yapıyoruz.
Görüldüğü gibi Türkiye'nin dört bir yanı şu anda şantiye ve bunları hızla tamama erdiriyoruz, erdireceğiz.
Raylı sistemde İstanbul-Ankara arası bu şekilde gerçekleşirken Konya-Ankara arasında da hızlı tren. İnşallah önümüzdeki yılın sonunda Konya-Ankara arası bitiyor ve böylece Konya ile Ankara arası adeta Ankara'nın içindeki bir ilçeden bir ilçeye gidiş gibi olacak. 1 saat 15 dakika. 1 saat 15 dakikada Konya'dan bineceksin trene, Ankara'ya varacaksın. Bu hale geliyor. Ankara-Sivas arasıda hızlı tren yapılıyor, buda bu dönemde inşallah gerçekleşiyor. Bütün bunların yanında değerli kardeşlerim Ankara-İzmir hızlı tren çalışmalarımız devam ediyor. Kars-Tiflis-Bakü aynı şekilde devam ediyor.
Uçağa bakıyoruz; çok enteresan. 2002 yılında uçakla seyahat eden yolcu sayısı neydi biliyor musunuz? Yaklaşık olarak 9 milyon iç hat yolcumuz vardı. 2008 yılında bu rakam ne oldu biliyor musunuz? 36 milyon oldu. Bakınız nereden nereye, 9'dan 36'ya. Yani 4 kat arttı. Yani benim vatandaşım otobüse biner gibi uçakla seyahat ediyor. Dış hat 25 milyondu. Peki 2008'de ne oldu? 44 milyona ulaştı. Neredeyse iki katı.
Değerli kardeşlerim bakıyorsunuz iletişimde; Türkiye dünya ile rekabette. 3G geldi, herhalde kullanmaya başlamışsınızdır... Bende torunla 3G ile tanıştım. Artık bu teknolojiyi inşallah 4G teknolojisi izleyecek. Onun adımını da atacağız.
Enerjide; artık Türkiye bir lojistik üs konumuna geldi. Bakü - Tiflis - Ceyhan, Şahdeniz, Nabucco, Türkiye-Yunanistan, Samsun - Ceyhan gibi önemli projeler hızla yürüyor.
Göreve geldik, kaç vilayetimizde doğalgaz kullanılıyordu biliyor musunuz? 9... Şimdi kaç vilayetimizde kullanılıyor? 65 oldu. Hedef inşallah tamamında.
Bakınız nerden nereye geldik. Şimdi nükleer enerji çalışmalarımızı da devam ettiriyoruz. Hedefimiz, dışa bağımlılığı inşallah kaldıracağız.
Sevgili kardeşlerim tarımda; 2002 yılında 24 milyar TL olan Tarımsal GSYİH 2008'de 57 Milyar Dolara ulaştı. 2002'de 4 Milyar Dolar olan tarımsal ihracat 2008'de 11,5 Milyar dolara ulaştı. Ama çıkıyorlar ne diyorlar; yahu böyle yalan olur mu? "Türkiye tarım ürünü ithal ediyor" diyorlar. Arada sırada ithal ettiği de olur. Ama sen ithal ettiği ile gönderdiği arasındaki dengeye bak. Tarım ürünlerinde ithalat mı fazla ihracat mı fazla? İhracat 1' e 3. Bunu gör ama görmüyor... Dedik ya gözü vardır görmez... Tarımsal kredi kullanımı bu dönemde 16 kat arttı...
Değerli kardeşlerim bütün bunların yanında bir başka olay daha var. O da şu; 2003 yılından beri 135'i irili ufaklı baraj, 580 tesis göletlerle beraber bu dönemde tamamlandı. Eskiden "Su akar Türk bakar" diyorlardı. Şimdi bunu değiştiriyoruz. Artık "Su akar Türk yapar" diyoruz ve diyeceğiz. Onun için GAP, DAP, KOP projelerini çok önemsiyoruz. İnşallah 2013 sonuna kadar GAP, DAP ve KOP' ta çok ciddi bir devrim yaşayacağız ve bu alanlarda tarım, tarım endüstrisi çok ilginç bir şekilde gelişiyor, gelişecek. Onun için "Durmak Yok Yola Devam" diyoruz, "Durmak Yok Hizmete Devam Diyoruz" ve hizmete aralıksız devam edeceğiz.
Değerli kardeşlerim işte bu teşkilat Türkiye'ye umut verdi. Sizleri kutluyorum, sizleri tebrik ediyorum. 7 yıllık iktidarımız döneminde sizler bize güç verdiniz.
Şimdi diyorum ki değerli kardeşlerim ellerinize gönüllerinize sağlık. Değerli kardeşlerim ve yine diyorum ki; Biz birlikte Türkiye'yiz. Türkiye ile birlikte yürüyeceğiz. Türkiye ile birlikte kazanacağız, Türkiye ile birlikte büyüyeceğiz.
Her Şey Türkiye İçin...
Şarkımızı biliyoruz değil mi? Hazır mıyız?
"Beraber yürüdük biz bu yollarda,
Beraber ıslandık yağan yağmurda,
Şimdi dinlediğim tüm şarkılarda,
Bana her şey sizi hatırlatıyor..."
Gününüz kutlu olsun,
Kongreniz hayırlı olsun,
Geleceğimiz aydınlık olsun,
Milletimiz bir ve beraber olsun,
Allah yar ve yardımcımız olsun.
Kalın Sağlıcakla...

 Okunma Sayısı : 583         06 Ekim 2009

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 442498

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.