Kafese girmemek, tuzağa düşmemek

BASINDA DE-VA / BASINDAN SEÇMELER

YAZARLAR REFİK ERDURAN

Kafese girmemek, tuzağa düşmemek

Shakespeare'in yarattığı kişilerin en ünlüsü olan Hamlet "kararsız aydın" prototipidir. Babasının bir cinayete kurban gitmiş olduğu iddiasına inanıp inanmamak arasında bocalar durur, sorunu çözmeyi erteleye erteleye durumu ve ömrünü çıkmaza sokar.
Othello aynı yazarın bir başka kahramanıdır ve tam tersidir Hamlet'in. Sorunları yeterince inceleyip doğru bilgi edinmeden dolduruşa gelen "düşüncesiz eylemci" modelidir. Melun İago'nun iftiralarına çabucak inanıp masum karısını boğar.
O iki yanlış arasındaki doğru ölçünün bulunmasını çok gerekli kılan günlerden geçmekteyiz.

***

Bir konuda tedirgin olduğumu, kendimi Hamlet yanlışına düşme tehlikesinde gördüğüm için vicdanımı yoklamak zorunda kaldığımı saklamayacağım.
Ahmet Altan "Taraf gazetesi Kafes adlı korkunç bir cunta komplosunu açığa çıkardı ama birkaç istisna dışında bütün meslektaşlar niçin susuyorlar?" diye yazı üstüne yazı yazmakta.
Sorunun haklı göründüğü söylenebilir.
Peki, ne yapılması söz konusu?
Bir lanet korosu halinde hep birden ses yükseltilerek silahlı kuvvetlere yüklenilir, "Ordu yenilensin" türünden önerilere destek verilir, eyleme geçmekte geç ve yetersiz kaldı diye hükümete de çatılır.
Diyelim hükümet korodan etkilendi de kolları sıvadı, öneri doğrultusunda apar topar eyleme geçti. Ne olur?
En azından, ortalık büsbütün karışır.
Moda deyimle söyleyelim, bugünkü dünya konjonktüründe neye ve kimlere yarar o karışıklık?

***

Ahmet ve kardeşi, Çetin Altan dostumun küçücük çocukluklarını bildiğim oğulları. Üçünden herhangi biriyle şu ya da bu konuda görüşlerimiz uyuşsun uyuşmasın, hiçbirinin bilerek ve isteyerek ülke zararına bir tezgâhın aleti olabileceğine inanmam.
Ama kendi başımdan öyle şeyler geçti ki, "bilmeyerek ve istemeyerek" olasılığını her zaman hesaba katıp yoğurt üflüyorum.
Başka yerde anlatmıştım. Milliyet'e yazdığım sıralarda bir Amerikalı diplomatla komşuyduk. Eşlerimizin görüşmesiyle başlayan bir ahbaplığımız vardı. O günlerde ele geçirilip kamuoyuna yansıtılan bir Amerikan belgesindeki "etkisiz bırakılması gerekli Türkler" listesinde benim de adım bulunduğu için "Ne zaman temizleniyorum?" diye takılırdım adama.
Köşe yazarlığına ara verip Fikret Otyam gibi bir süre İstanbul dışında başka şeylerle uğraşmak istediğimi yazmıştım. Bir Amerikan üniversitesinden dünyaca ünlü yazarlar atölyesine bir yıl süreyle katılma önerisi alınca kabul edip oraya gittim.
Çok sonra, diplomat kocasından ayrılmış olan eski komşumuz hanımla bir yemek yerken bana üniversite önerisini onun ayarladığını açıkladı. Ünlü belgede yazılı etkisiz bırakılma planının gerçekleştirilmiş olduğunu o anda fark ettim.

***

Gelelim Kafes ve benzeri İago komplosu haberlerine. Türkiye'nin görüntüsünü karartacak azınlık temsilcisi cinayetlerinin bir plan kapsamında olduğu besbelli. Ama kimi ayrıntı da abartıya benziyor.
Örneğin müze gezecek çocuk gruplarını öldürmek için denizaltı içine bomba yerleştirme konusu öyle korkunç ve iğrenç ki, inanmak güç.
Tutuklanan Adnan Menderes ve arkadaşlarını pisliğe bulamak için aylarca basına pompalanan söylentileri hatırlıyorum. Çok üniversiteli genç öldürülmüş de, cesetleri -nedense- kıyma yapılmış... Gibi...
Taraf gazetesi bir bakıma hızlı gazetecilik yapmakta. Bir bakıma da çok fırıl fırıl dönmekte ve ürünleri piyasaya fazlaca alayıvala ile sürülmekte olan bu değirmenin suyunun nereden geldiği konusunda sorular yaratmakta kafalarda.
Ahmet Altan'a dikkatli davranmasını dostça tavsiye ediyorum, o kadar. Bir de, "Herkes korkak, tek yiğit benim" türünden kabadayı naraları atmaması daha yakışık alır.
Herhalde şu ara herkesin her şeyi serinkanlılık düşünerek incelemesinde, Hamlet çekingenliğine ya da Othello aceleciliğine düşmeden sırasında gerekeni yapmaya çalışmasında yarar var.

 Okunma Sayısı : 570         26 Kasım 2009

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 379545

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.