VAKİT VARKEN

 / MAKALELER-ŞİİRLER

    Muhammet Yüksel ARKALI

 

 

 

VAKİT VARKEN

 

Teknoloji ve iletişim kanalları; gelişmesine paralel olarak, içinde bulunduğumuz çağda sosyal, kültürel, ekonomik ve beşeri hayatı önemli ölçüde etkiler olmuştur. Çocukluğumdan hatırlıyorum, rahmetli babam ya da annem (kulakları çınlasın) ekmek almak için beni fırına gönderdiklerinde çuvaldaki unun ekmek olup pişmesine ve fırıncının iki tanesini bir gazeteye sarıp küçücük ellerime tutuşturmasına kadar geçen bütün safhalarını gözlerimle görürdüm. Sıcaklığı elimi yakan ekmeğin nasıl ve kimin tarafından yoğrulduğunu, kimin tarafından fırına sürüldüğünü, kimin tarafından pişirildiğini ve kimin tarafından gazeteye sarıldığını bizzat yaşardım. Ama günümüzde böyle olmuyor. Sabah kapıyı açıyorsunuz, kapı koluna asılmış bir soğuk poşet içinde iki ekmek görüyorsunuz. Bu ekmek, ne üstü başı un olmuş işçileri getiriyor aklımıza, ne de ekmek pişirirken fırının karşısında terden sırılsıklam olmuş kara yağız delikanlıyı. Belki o yüzden yok şimdiki ekmeklerin tadı.

 

Bunları neden anlatıyorum? Bunları anlatmamın nedeni; teknolojinin, iletişimin, gelişmenin ve modernleşmenin; sosyal, kültürel, ekonomik ve beşeri hayatımızı nasıl etkilediğini daha iyi açıklamaya çalışmamdır. Eskiden mis gibi kokan ekmekten kuşların bile bir parça nasibi varken, günümüzün ekmeği çöplükleri doldurmaktadır. Eskiden ekmekte emeği geçenlere “eline sağlık, hakkını helal et” diye iyi dileklerde bulunurken, şimdi karşımızda bir poşetten başka bir nesne bulamamaktayız.

 

Günlük yaşantımızda bizler de her ay, yada belirli zamanlarda hesaplarımızda bir miktar para buluruz. Sabah kapı koluna asılı duran poşetteki ekmek gibi gelir kapımıza. Bunu kimin kazandığını, bu parada kimin ne kadar alın terinin bulunduğunu, kimin elinin ne kadar nasırlaştığını, kimin ne kadar saçını ağarttığını, kimin sırtında ne kadar yük taşıdığını tam olarak bilebilmemiz, ne yazık ki mümkün değil. Hangimiz soframızdaki ekmeği pişiren fırıncıyı tanımaktadır?

 

Sonsuzluğa giden trenin aynı vagonunda, ya da farklı vagonunda bulunan biz insanlar, üzülerek söylemeliyim ki; soframıza gelen ekmeği yemeğimize bandırırken bu ekmekten başkalarının bir hakkı olup olmadığını düşünmeyiz. Bizden daha fazla terlediği halde evine daha az ekmek götürmek zorunda kalan insanların varlığı bizi düşündürmelidir. Bizden daha hızlı koşan, bizden daha hızlı yüzen, bizden daha uzun boylu olan insanların varlığını bilemediğimiz sürece kendimizi en hızlı koşan, en hızlı yüzen ve en uzun boylu insan sanırız ve erdemli bir insan olma yolunda bilmeden yanlış istikamete yöneliriz. Böyle olunca, hayat bize gerçekleri tam olarak görebilme fırsatı vermez. Ama, ister görelim ister görmeyelim, gerçekler bir yerlerde durmaktadır. Köyünden ve köydekilerden başka hiçbir yer ve kişi görmemiş bir çobanın; kralı, köyün muhtarı olarak tasavvur etmesi ne büyük bir yanılgıdır! Onun, kralı ve kralın hakimiyetini bilmemesi gerçekleri değiştirmez ve kralın saltanatından bir şey kaybettirmez.

 

Bir kazan çorbaya daldırılan kaşıktan kime ne geleceği kısmet işidir ama bu çorbada kimin ne kadar tuzunun bulunduğunu, takdir edersiniz ki hiç birimiz tam olarak bilemeyiz. Belki  kaşıklarımızdan beklentilerimizle birebir örtüşen miktarda yemek çıkmamaktadır. Belki döktüğümüz alın terinin karşılığını damla damla karşılayacak bir görüntüyle karşılaşmıyoruz. Çorbaya hangimizin ne kadar tuz koyduğunu bilme imkanımız olmadığı için belki çok tuz atanın tabağı az dolmakta;  az tuz atanın tabağı taşmaktadır. Bütün bunların şu aşamada fazla bir önemi yok. Ama gerçek adalet ve insani değerler açısından baktığımızda, kaşığımızı ağzımıza götürmeden önce düşünmemiz gereken hususların bulunduğu da bir gerçek olarak bütün çıplaklığıyla karşımızda durmaktadır. “Yetim malı yemeyin!” diye emreden, ya da “birbirinizin malını haksız olarak yemeyin!” diye bizleri uyaran Yüce Yaratıcı’nın talimatları; ister bilinsin isterse bilinmesin, bir hakikat olarak yerinde dururken, lokmaların boğazımızdan kolaylıkla geçmesi, üzerinde düşünülmesi gereken bir durum değil midir?  

Geçmişte nice filozof, düşünür, sosyolog ve ekonomist varlıkların adaletli paylaşımı konusunda kafa yormuş, ama hiçbiri bunu başaramamıştır. İtiraf etmeliyim ki; aynı konuda ben de çok emek harcadım. Ama şimdi bunu başaramayanlar listesinin sonunda belki ben varım. Tek tesellim, bu konuda pek çoğundan daha tutarlı bir teori geliştirmem olmuştur. Teorimin konusu; diğer tüm şartları aynı olan kel adamla saçı olan adam arasındaki ücret farkının aylık berber parası kadar olması üzerine koruluydu. İnsanlığa inanılmaz hizmetler sunan ilim ve bilim adamlarının, adaletli bir gelir dağılımı konusunda çaresiz kalmasının nedeni, kanımca Kuran’daki şu ve benzeri ayetlerin yeterince idrak edilmemesinden kaynaklanmaktadır:

 

Peki, Allah rızkını keserse, kimdir size rızık verecek olan? Hayır, onlar azgınlık ve nefretle direnip durdular. (Mülk Suresi, 21)”

“Allah rızıkta kiminizi kiminize üstün kıldı; üstün kılınanlar, rızıklarını ellerinin altında bulunanlara onda eşit olacak şekilde çevirip-verici değildirler. Şimdi Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar? (Nahl Suresi, 71)”

Şüphesiz Rabbin, dilediğine rızkı bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Çünkü O, gerçekten kullarından haberdardır ve onları görmektedir. (İsra Suresi, 30)”

“Kendi rızkını taşıyamayan nice canlı vardır ki onu ve sizi Allah rızıklandırır. O, işitendir, bilendir. (Ankebut Suresi, 60)”

Allah’ın, rızkı dilediğine bol verdiğini ve (dilediğine) kıstığını görmediler mi? Bunda inanan bir toplum için elbette ibretler vardır.  (Rum Suresi, 37)”

“Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. Dilediğine rızkı bol verir ve (dilediğine) kısar. Çünkü O, herşeyi bilendir. (Şura Suresi, 12)”

 

O yüzden; ister inanalım, ister inanmayalım, hepimiz Allah’ın kurallarına boyun eğmek zorundayız. İnsanlar, kendilerini dünyaya getirdiği için anne-babalarına belki minnet borçludur; ama belki minnet borcu olması gereken bunlardan bazılarının anne ve babalarıdır. Çünkü belki de Allah onları zaten yaratacaktı da vesile olsun diye öncelikle onların anne-babasını yaratmıştır. Bu nedenle ayrıntılar üzerinde durmak yerine, gizlenmiş gerçekler üzerinde durmak, daha akıllıca olur. Tüm ovaya akan akarsuyun önüne set çekip suyu durdurmaya çalışmak ve başkalarının tarlasına su gitmesine engel olmak; hiç kimsenin başarabileceği bir iş değildir. Çünkü ister hiç sulanmasın, isterse hiç susuz kalmasın kimin tarlasında ne kadar patates yetişeceğine Allah karar vermektedir. Sadece ailesine yetecek kadar patates yetiştirebilen bir çiftçi mi, yoksa tırlar dolusu patates yetiştirdiği halde bunların hepsini satmaya götürürken tırları devrilen ve tüm patateslerinin yollarda çürüdüğü bir tüccar olmak konusunda seçim yapmak zorunda kalsanız, hangisini seçerdiniz?

Bence bir insanın mutluluğu, varlıklarının çokluğuna değil, ihtiyaçlarının azlığına bağlıdır. Çok şeye sahip olmaktansa, önemli olan en az şeye ihtiyaç duymaktır. Hayatın insana öğrettiği en önemli gerçeklerden, uğrunda çalışılacak ve ardına düşülecek değerlerden başlıcası bu olmalıdır.  Bazılarınız bütün bu söylediklerimi saçma bulabilir, birçoğunuz benimle aynı fikirde olmayabilirsiniz. Ancak umurumuzda bile olmayan ekmek kırıntıları, karıncalar için hayati önem taşımaktadır. Ve bu kırıntılar, gün gelir karınca ile ağustos böceği arasında tartışmalara neden olur.

Allah’ın yer yüzene indirdiği rızkı insanlara taksim eden yöneticilerin, işverenlerin, anne-babaların ve bu görevde başka her kim varsa hepsinin üzerinde büyük bir yük olduğu şüphe götürmez bir gerçek. Hayatta ve ötesinde bazı yükler vardır ki; ağırlığını taşırken değil, taşıma işinin sonunda hissetirir. Bu da o yüklerden biridir. O yüzden, henüz vakit varken, hepimiz ne çeşit bir yük taşıdığımızı bilmeli ve bu yükü adresine teslim etme hususunda gereken hassasiyeti göstermeliyiz. Sadece kendi çocuklarımız değil, hiç tanımadığımız insanların çocukları da gözümüzde ve gönlümüzde değerli olmalı; kendi yakınlarımız kadar başkalarının yakınları da Allah’ın nimetlerinden gereken haklarını almalıdır. Sonra helalleşmek için çok geç olabilir.     

 

 

 Okunma Sayısı : 579         15 Nisan 2010

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 851732

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.