Prof.Dr.Hayrani ALTINTAŞ - İnsani Tavır

BASINDA DE-VA / BASINDAN SEÇMELER

İNSANÎ TAVIR

Hayrani Altıntaş - Prof. Dr., Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi


 

Son günlerde cereyan eden olaylar sebebiyle, bir görevi yerine getirmek için, bu satırları kaleme alma zarureti hâsıl olmuştur.

Her şeyden önce, Hucurât Sûresi’nin “Müminler kardeştir. O halde kardeşlerinizin aralarını düzeltin ve Allah’ın sevgisine kavuşmanız için de (daima) Allah’ın bilincinde olun!” mealindeki onuncu ayetini hatırlamak gerekir. Kişileri iman dairesine sokmak veya ondan çıkarmak kişilerin selâhiyeti dâhilinde değildir. Sevgili Peygamberimiz’in “La ilahe illallah diyen kardeşinizdir ve selam vermekle mükellefsiniz.” hadis-i şerifini hatırlamak lüzumu da vardır.

Diğer taraftan, müminler birbirlerinin dostları oldukları mealindeki Tevbe Sûresi’nin yetmiş birinci ayetini de hatırdan çıkarmamalıdır. İnandığını söyleyen herkes şunu iyi bilmelidir ki, dostlar, birbirlerine dostça davranmak mecburiyetini taşır. Müminlerin dostluğu, Kur’an’ın emirlerine uygun olmaları nispetinde peygamberî bir dostluktur. Tavırları, Kur’anî çerçeveye uymayan kimseler, mümin dostu sıfatını taşıyamazlar.

Mümin dostluğu söz konusu olunca, aralarının bozulmasına sebep teşkil edecek hususlarda, insani tavırları, Hucurât Sûresi’nin şu ayet-i kerimeleri hatırda tutularak gerçekleşmelidir: “Ey inananlar! Eğer fâsık biri size bir haber getirecek olursa, bilmeden, bir halka kötülük etmemeniz ve dolayısı ile yaptıklarınıza pişman olmamanız için, onun doğruluğunu iyice araştırın. İçinizde Allah’ın elçisi olduğunu bilin. Eğer o, birçok işte size uymuş olsaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Ancak Allah size imanı sevdirmiş ve onu kalplerinize güzel göstermiş, inkârı, fıskı ve isyanı ise size çirkin göstermiştir. İşte onlar, Allah’ın lütfu ve nimeti sayesinde doğru yolu izleyenlerdir. Allah, gerçekten de çok iyi bilen, çok bilge olandır.” İnsanî tavır içerisinde, mümin dostlar, Nahl Sûresi’nin yönlendirmesi çerçevesinde, hareket etmelidir. Bu ayette, “(Ey Muhammed) Rabb’inin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et…” buyrulmaktadır. O halde, söz, “Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden gönül kırma gelen bir sadakadan daha hayırlıdır…” mealindeki Bakara Sûresi’nin 263. ayetine uygun bir ifade bulmalıdır.

Bunun aksi bir tavır, Türk kültüründe “Dilim, ettin beni dilim, dilim.” şeklinde ifade edilen durumu ortaya çıkarır. Onun için şarkılara bile konu bir vaziyet belirir: “Dil yâresini andıracak yâre bulunmaz/Dünyada gönül yâresine çâre bulunmaz… “İnanan kişinin bir başka insanî tavrı, sadece şahsına yönelik hususlarda, mümin kardeşini kusurlarını ve hatalarını affetmektir. Zira yüce Allah’ın inananları tasviri ve Kur’anî emri bu yöndedir. “Onlar, bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah iyilik edenleri sever.”HAKSIZLIK KARŞISINDA TUTUNULACAK TAVIRElbette varsa, haksızlıklar, hak ettiği cezayı hukuk dairesinde bulmalıdır. Fakat inanan bir kimseye düşen görev, Kur’an-ı Kerim’in ikazına uygun hareket etmektir. Şûrâ Sûresi’nin kırkıncı ayeti bu düsturu hatırlatmaktadır: “Bir kötülüğün karşılığı, onun gibi bir kötülüktür (ona denk bir cezadır). Ama kim affeder ve arayı düzeltirse onun mükâfatı Allah’a aittir. Şüphesiz O, zâlimleri sevmez.”Nitekim ünlü şâir Ziya Paşa da, “İnsana sadâkat yakışır görse de ikrâh / Yardımcısıdır doğruların hazreti Allah.” diyerek insanî bir tavrın ne olması gerektiğini bildirmektedir. Tabii, kişinin insan haklarının ihlali ile bir hak gaspı varsa mahkeme yoluyla onun elde edilmesi hakların korunması açısından gereklidir. Bu husustaki bir açıklama da, vicdan sınırları içinde olmalı ve bu açıklamalar edep sınırlarını aşmamalıdır.“Allah, zulme uğrayanın dile getirmesi dışında, çirkin sözün açıklanmasını sevmez. Şüphesiz Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” meâlindeki Nisa Sûresi 148. ayeti, bir kuralı bildirmektedir. Ancak bu açılamada da, adâlet kurallarının dışına taşmamalıdır.

Elbette bir kötülüğe rıza göstermemelidir. Bir iyiliği yapan ile bu iyiliğin yapılmasına sebep olanın aynı sevabı alması gibi, kötülüğü yapan ile onun yapılmasına sebep olan da aynı günahı irtikap etmiş olur. Bu günah, umuma da yönelir. Nitekim “Öyle bir fitneden (günahtan) sakının ki, aranızdan yalnız zulüm/haksızlık edenlere erişmekle kalmaz. Bilin ki Allah’ın azâbı çetindir.” meâlindeki Enfâl Sûresi’nin 25’inci ayeti bu genişlemeyi ifade eder.

Kul hakkının yüce Allah’ın haklarının önüne geçtiği de bilinen bir husustur. Çünkü yüce Allah kendi haklarını affetmekte, fakat kul hakkına müdahale etmemektedir. Bu, bilinen bir husustur.

DEVLET İMKÂNLARI VE ADALETDevlet ve imkânları söz konusu olduğu zaman, inanan kişi için bir başka tavır, hazinenin kullanımıyla alakalıdır. Kur’an’da, beytülmalın kullanımı ile alakalı olarak Haşr Sûresi’nin yedinci ayetinde şöyle bir hatırlatma ve emir vardır: “…O mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet (ve güç) haline gelmesin diye (Allah böyle hükmetmiştir)…”O halde, dikkat edilmesi gereken husus, devlet imkânlarının dağıtımında adaletin gözetilmesidir. Devlet yönetimi, akıl ve adalet üzerine tesis edilmiş olmalıdır. Devlet ahlakı ve yöneticilerin mesuliyeti, M. Âkif’in söylediği gibi, “Kenâr-ı Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu/Gelir de adl-i İlâhî sorar Ömer’den onu!” sorumluluğunda bir nitelik arz etmelidir.

Yöneticiler ve yargı mensuplarının adaletle hükmetmeleri esas olduğu kadar vatandaşlarının da aynı şekilde adaletle davranmaları, Maide Sûresi’nin 8. ayetinde şu şekilde açıklanır: “Ey iman edenler! Allah için hakkı, titizlikle ayakta tutan, adalet ve şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi adaletsizliğe itmesin. Âdil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” Adalet, Kur’an-ı Kerim’in üzerinde hassasiyetle durduğu bir husustur. Onun için maddî ve manevî her türlü adaletsizliğe karşı çıkmıştır. Ziya Paşa’yı yeniden hatırlayalım: “Dursun kef-i hükmünde terâzû-yı adalet / Havfın var ise mahkeme-i rûz-ı cezadan.” Elbette hüküm verirken âdil şahitlerin tanıklığına önem vermelidir. Aynı şekilde, birisi hakkında konuşulduğu zaman yakınlar bile olsa âdil olmak, Kur’an-ı Kerim’in, En’am Sûresi’ndeki emridir. Kişilerin sorumluluğu kendilerine aittir. Kur’an’a göre sorumluluk, ferdidir. Yayılmaz, başkasına geçmez ve genelleştirilemez.

Şunu da asla unutmamalıdır ki, bir kişinin on sıfatından dokuzu kötü biri iyi olsa, o iyi sıfatı sebebiyle o kişi tercih edilir ve diğer dokuz kötü sıfatını iyileştirmesi için ona yardımda bulunulur. Bizim menfaatimiz açısından bir kusuru olan kardeşimizi silip atamayız. O, bizim din kardeşimizdir. Unutmamalıdır ki, müminlerin işleri, “istişare” iledir. Bize göre iyi olmaz, Kur’an’a ve sünnete göre iyi olur. Aksi halde o kardeşlerimize muhtaç hale geliriz.

Bunlar, inanan kişinin insanî tavırlarından birkaçı. Bunlara mukabil, kin, nefret, öfke, kıskançlık, hırs, tamah, arkadan konuşma, gibi olumsuz tavırlar İslamî inancın takbih ettiği tavırlardır. Mümin kişiye yakışmaz.

Burada din adamlarına düşen görev, Kur’anî gerçekleri, olduğu gibi halka arz etmektir. Halkı bilgilendirmek ve onun günaha düşmesine engel olmaktır. Türkiye’yi karıştırmak ve kardeşi kardeşe kırdırmak isteyenler vardır. Dikkatli davranmalıdır.

01.04.2014 00:00

http://zaman-online.de/insani-tavir-130073

 Okunma Sayısı : 1240         02 Nisan 2014

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 97165

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.